24 Nisan 2013 Çarşamba

KIRLANGIÇLAR GELDİ!


Devlet dairelerindeki beraberliğimiz sanıyorum yarın da devam edecek.
O değil de, biraz önce balkona çıktım. Yazılarımızı takip edenler bir süredir evin içinde sabahları tütsü yakmaya başladığımı biliyorlardır. 
Ve bu sabah, aslında bu tütsüyü kurnazlıktan yaktığımı fakettim.
Efendim bendeniz dötünü kıpırdatmaya üşenen bir yapıya sahip, istesem genç hissedebilecek yaşta, nadide olmasa da değerli bir insanım. Aslında buraya yarı değerli yazacaktım fakat acıdım kendime. Ayıp yani. Allah'ın gücüne gider. Sonuçta o kadar uğraşmış. Şeytanlar, melekler, dünyalar münyalar, kıyametler kopmuş, hiç üşenmemiş bunlarla uğraşmış, kalkıp yarı değerli demek kendisini kızdırabilir. 
E biz de çoluk çocuk sahibi insanız, Allah muhafaza, kendisine de çok işimiz düşüyor, iyi geçinmek lazım; yarattığına yarı değerli demek tehlikeli olabilir.
Bu yüzden değerli okur, bendeniz de en az sizin kadar değerli bir insanım.
Her neyse, konuyu dağıtmakta da üstüme yoktur, allahtan lisede değiliz, kırk kere sınıftan atılmıştım yoksa.
Oh be, konu açılmışken o yılların geride kaldığına da bir şükredip, yazımıza öyle devam edelim.
Çünkü dinlen dinlen kaç okuldan, ben öyleydim yani.
Ne diyoduk, ha, tütsüyü sabah saatlerinde kurnazlıktan yaktığımı, böylelikle mecburen balkon kapısını açmak zorunda kalacağımı, buna üşenmeye lüksümün kalmayacağını yoksa tütsü dumanında nefes alamaz hale geleceğimi fark ettim.
Bu sabah da tütsü yakıp balkona kaçtım.
Bir de ne göreyim, kırlangıçlar ülkemize göç etmemiş mi!?
Ama sizi de yanlış bilgilendimek istemiyoum. Galiba bu deyyusların bir göç eden, bi de göç etmeye üşenen cinsi var. Yani bunlardan çünkü sanki kış aylarında da tek tük görüyorum gibime geliyor. Ama bu sabah gördüklerim maşallah ayı kadardı.. Yani sanki uzaklardan gelmişler gibi bir halleri vardı. Yurt dışına gitmiş ve alış verişe çıkmış Türk kadın gibi hareketliydiler, dört dönüyorlardı.
Efendim, bendeniz alış veriş manyağı bir insanım.
Evet, bunun bana yakışmadığının farkındayım. Yani senki vitrinlere dönüp bakmaya tenezzül dahi etmeyecek cool bir görüntüm var gibime geliyor. Fakat maalesef alış veriş sırasında çok heyecanlanıyorum. Bok, püsür, naylon, dandik eşya fark etmiyor, ellerim Hintli o karının adı neydi, hani çok kolları olan budistlerin tanrılarından biri, fil burunlu karı var ya ya, kolları bissürü, onun gibi oluyorum. Her kolum ayrı bir naylonda.
Bizim beyle evlendiğimde erkeklerin alış verişten hiç hoşlanmadıklarını bilecek deneyime ve kültüre sahiptim. Dolayısıyla, kendisine sanki alış verişten hoşlanmayan bir hava yarattım. Fakat gelin görün ki o da sanki benimle gelirken hoşlanıyor gibi davranıyordu. Ben de onunla gittiğimizde kerhen gidiyorum gibi gösteriyordum.
Şimdi tabii üç yıllık evli olup birbirinin yanında ziyadesiyle rahat davranan çiftlerden oluşumuzun da etkisiyle o aşırı derecede alış verişten nefret ettiğini ayı gibi bir dille ifade ediyor, ben de gözlerim kendi içinde 360 santigrat derece dönerek (çünkü vitrin göünce o kadar hızlı dönmeye başlıyorlar ki, ısınıyorlar da sürtünmeden tabii) koyverdim gitti yani.
Alış verişte, mesela Kosla bölümünde bile çok heyecanlanıyorum. Ya da diyelim ki Migros ya da Bim'deki kıyafet bölümünde bile. Geçenlerde "Ayça marketlerdeki tekstillere bakmana çok gıcık oluyorum. Hadi gidelim ya" diye sesli sesli bana seslendiğinde, yanımızdan geçen kadın ppfffhhh diye güldü. Neyse ki dalga geçilme kompleksim yoktur. 
Buraya nereden geldiydik?...
Ay şimdi yukarı çıkıp mevzuu okumaya üşeniyorum. Bir yerden gelmişizdir illa ki. Size ne? Hayır ben size soruyor muyum buraya nereden geldiniz diye. Herkes işine baksın allahaşkına ya.
Geçenlerde fakat bir tanıdıklarla yurt dışına gittik de orada anladım ne durumlara düştüğümü. Uzun uzun seyretme olanağı buldum kendilerini. Ben o kadar heyecanlı ve hevesli değildim zira oraya daha yeni gitmiş, hevesimi almıştım. Yanlarında sadece seyirci olarakk bulunuyordum. Fakat kötü görüntülermiş ya. Yani yurt dışına gidince bir şeylerr almak için ölsen kendini tutmalısın. Çünkü insanı aç gösteriyor. Sanki acından ölüyormuşun da, buraya gelerek canını zor kurtarmışsın gibi acıklı duruyor.
Aman yarabbi, o naylon naylon kıyafetler, sırf yurt dışından aldığı için kullanılacak olan dandik malzemeler. Ucuz ucuz bir sürü hıl hışır.
Şimdi bu kırlangıçlar da büyük bir enerjiyle oradan oraya uçuyorlardı da, göçmen kuşların enerjisi bana bunları hatırlattı.
Boşuna dememişler, insanoğlu kuş misali diye.
(Bu tip yazı sonları bana kavuklu ve pişekar döneminden kalma bir his veriyor. Hani onlar ermiş muradına hesaabı. Biraz gıcık ama yaşatmak lazım arada.)


4 yorum:

  1. aman ümraniye devlet hastanesine gelme pis kavga ederiz. hastalara ayı gibi davranıyormuşum bir tekniksiyen olarak, fakat özellikle bi hatun yüzüme şarladığında hep şu soru aklıma geliyor sabah evden hangimiz ayı olarak çıktık? cevabı en çok bağıran ayı veriyor...
    allah devletin eline düşürmesin, baktınki ele düştün yuvarlan gitsin, belki boğazını tıkar dizçöktürürsün (;

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahaha en çok bağıranın cevabı veriyor olması! :)) ümraniye dev hast makaracı teknisyenle çalıştııyor, orası kesin. sevgilerr.

      Sil
  2. hem makaracı, hemde cevabı kendim olmayan sorular dışında soru sormayacak kadar bencilim, zannedersem ayı tarafım buraya denk geliyor. ironik şekilde röntgen teknisiyeni oluşum ise tamamiyle tesadüflerin aynı koridorda sıkışması :). sıhhatinizin bozulmaması dileğiyle, sizde esen kalın efendim.

    YanıtlaSil
  3. Erdem Ferit ;Ayça yukarda fotoğrafını verdigin kuş kırlangıç değil ebabil. Yorgun oluşları da yoldan gelmelerinden kaynaklanıyor şu an malesef başımda evlatlık olarak birtane var uğurlamaya uğraşıyorum. Bendekinin cinside fotoğraftaki gibi beyaz göğüslü ebabil kuşu. bütün bunları mecburiyetten bugün ögrendim.

    YanıtlaSil