4 Nisan 2013 Perşembe

SAN REMO HÜZÜN FESTİVALİ

okurken şunu dinleyin gari:

San Remo'ya gittik evet.
Gittiğimizde paskalya olduğundan dötümüze bir yer bulamadık. Akşamüstü olmuştu, gün hızla kararıyordu, araba vardı ama daha önce arabada kalmıştık, bunca yıllık hayata illa ki insan arabada uyumayı sığdırıp ona göre bir endişe biriktiriyor. Her ne kadar bu endişenin bir diğer ucu garanti olsa da. Yani bir yanımız en kötü ihtimalle arabada kalırız diyorsa da diğer yanımız eyvah arabada kalmak zorunda kalmasak bari diyordu, işte bu çeşit bir ikircik hali.
Derken kerane benzeri bir otel bulduk. Son derece klostrofobik karanlık mı karanlık ve küçük mü küçük bir oteldi burası. Girişde "sexy girls" diye fıldır fıldır ışıkların dötünün başının oynadığı bu otelde kulak misafiri olup çocuk da kerane lafını öğrenmiş oldu. Kullanmaması için onu uyardık.
Hiç bir yerde yer olmaması ne demek ki?
Uzunca bir yürüyüşten sonra pastaya benzeyen ortodoks kilisesinin yanından yokuş yukarı kıvrılan yolda "villa maria" diye bir tabela gödük. Otelin başında bir şapel, içinde kollarını iki yana açmış kanatlı ve haleli bir Meryem resmi (İsa'yı bakkala yollamıştı galiba, göremedim,) bize hoşgeldin der gibi gülümsüyordu.
Otelden içeri girdiğimizde dini bir otel olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Fakat kiliselerden farklı olarak burada İsa ön planda değildi. Meryem ön plandaydı. Kucağında İsa'nın bebekliği olan Meryem resimleri otelin her yerine resmedilmişti. Normal şartlarda bu çok yüksek tavanlı köşkte korkudan altıma zıçardım. Bu kez de gerçi korktum ama aynaya yansıyan dötümün büyüklüğünden korkmuştum.

Neyse ama San Remo'daki Villa Maria'da kalan son odayı bizim tutmamızdan sonra artık ruh güzelliğinin döt küçüklüğünden daha önemli olduğuna inanıyorum. (Hem de çocuk için bi kişilik oda, bizim için çift kişilikli bi oda ve iki odanın kocaman koridorda kapılarını açınca tam karşılıklı gelmesi,
Meryem Ana'nın bize kıyak geçtiğini gösteriyordu. Üstelik otuz saniye geç gelseydik odayı bizden otuz saniye sonra gelen çift kapacaktı.)
Üstelik San Remo'daki en ucuz ve en şahane rönesans oteliydi burası!
San Remo bir azizin ismini almış çok güzel bir şehir. Aslında ben hristiyanlıktan sanırım Türk şeytan filminin de etkisiyle, çok korkardım. Çan sesi büyük korkularımın arasındaydı.
Fakat bu otel o kadar mistik bir ışığa sahipti ki, çok samimi söylüyorum, daracık ahşap koridorlarında dini resimlerin altın varaklı çerçevelerle asılı olduğu ve elinde bir kandille geceleri bu koridorlarda dolaşırken hayaletlerden geçilmeyecek bu otelde hiç korkmadan gece kalkıp dev gibi tavanlı tuvalete kadar yürüdüm hem de döşemeler kelimenin hakkını verircesine gıcırdayarak! Gacıır gacııır. Hattta iki kişinin ayağına bu döşemelerden kıymık bile battı: Biri ben, biri Memo.
Gece uykum kaçınca ve kaldığımız otelin penceresinden daha önce tatmadığım bir huzur, garip bi mutluluk dolunca google'ı açıp San Remo kimmiş ona baktım. O yazmıyordu fakat SEVR antlaşmasının burada dürüldüğü yazıyordu. Ben bi utan bi utan. 
Yani Sevr'in maddelerinin son halini aldığı bu şehirde böylesi büyük bir huzur duymam acaba vatan haini olduğumu mu gösteriyodu diye büyük bir vicdan çektim desem yeridir.
Sonra anaaaa, bir de bakmam mı ki Vahdeddin burada ölmüş!
Her şey birbiriyle bağlantılı. Vahdeddin'in ölüdüğünü, garibanın tabutuna bile haciz konduğunu twiterdan yazdığımda milli eğitim koyunu bir kaç kişi Vahdeddin hakkında ilkokuldan kalma çeşitli nefretler kustular. Fakat aralarından Vahdeddin'in son karısı büyük teyzesi olan biri twiter'dan bunun çok ama çok hüzünlü bir hikaye olduğunu, tarihin gerçeklerden değil bakış açılarından oluştuğunu gayet tarafsız bi dille özel mailinden yolladı.
San Remo arkasındaki dev gibi dağ ile "Daimi ilkbahar" diye adlandırılan bir şehirmiş.
Çocukluğumdan beri cennetin bariz tarifi benim için ilkbahardır.
Cennet muhakkak sürekli ilkbahar halidir.
İşte bu yüzden San Remo cennettir, diyebilir miyiz? Deriz anasını satayım.


Çok mistik bir geziydi.
Hatta orada kaldığımız ilk gece kollarını kocaman açmış Meryem rüyama girip kulağıma eğilip şöyle söyledi:
"Burası bir gül bahçesi ve sizler buraların en nadide çiçeklerisiniz." 
Çok özel, çok güzel hislerle dolu San Remo sadece müzik festivaliyle bile ruhun gıdası olabilecekken pek çok koldan sarmaladı bizi sağolsun: Bitki örtüsü, havası, suyu, Meryem'i...
Ve her coşkun mutluluk hissi gibi, belki de tam olarak haketmediğimize inandığımızdan mıdır nedir, yoğun bir de hüzün vardı. Kanatları geniş, kalbe ferahlık veren, garip bir hüzün.
Zevkli bir hüzün.
Hepimize şimdiden Allah rahmet eylesin. 
Kalın kafalılara özel not: Hayır, hristiyan değilim. Sevgi dolu ve makaracı herkesi seviyorum, o kadar :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder