22 Nisan 2013 Pazartesi

ARKASI YARIN, BİLEMEDİN ÖBÜR GÜN


Maceramızın ikinci bölümünü yazarken yine bi şeyi ispat etmenin sevincini yaşıyorum.
Mesela şöyle:
Bir işi yapmaya üşeniyorsam, korkuyorsam, yani o işi yapmaya bir şekilde üşeniyorsam, ertesi gün o işin geçmiş olacağını düşünüp rahatlıyor, dolayısıyla o günü yokmuş gibi sayıyorum.
Aslında gerçeklerden kaçmak hiç sağlıklı değil ama bu şekilde işler daha rahat oluyor.
Dün mesela, emniyete giderken kendimi çok emniyetsiz hissedip anksiyete bozukluğu yaşamış, hafif hafif terlemiş, ağlamak istemiş fakat yine de gitmiştim. Çünkü mecburdum.
Bunun için "yarın bu iş bitmiş olacak" dedim ve gerçekten şu anda yarın oldu ve iş bitti.
Efendim, belki de kendimi şartladığımdandır, dün emniyetteki fotokopi makinesi odasında az kalsın tutuklanıyordum.
Şimdi dünkü memur güler yüzlü çocuğa (evladım, oldukça da gençler) evraklarımı gösterince, trafik sigortası kağıdının, şu odada ücretsiz fotokopisini çekebileceğimi söyledi.
Odaya gidiğimde köyden henüz gelmiş iki vatandaş, makinenin başında dikilmiş makineyi anlamsızca seyrediyorlardı. "Parzon bilader" deyip kağıdımı makineye koyduğumda bana "siz biliyor musunuz bacım bunu kullanmayı" dediler.
Ben de az buçuk ofis ortamlarında bulunmuşluğum, bir iki video klipte yüzünün fotokopisini çekenleri seyretmişliğim vardır, "he, biliyorum galiba" dedim.
Fakat makinenin üzerinde A3 yazıyordu. Yani A4 kağıt değil. E dolayısıyla da yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Fotokopi makinesinde yolunda gitmeyen bi şeyler olma durumunu iyi bilirsiniz. Makine öylece bakar size. Ama "git" de demez. Sanki her an fotokopi çekebilecekmiş, bir tuşcuğa basınca her şey aniden düzelecekmiş gibi bir umut verir. Ama çok düğme, çok ışık, çok seçenek vardır ve siz, bir süre sonra pes edeceğinizi bile bile on yıllarca bu umuda devam edersiniz, her seferinde "Ya, bu kez olucak galiba" diyerek. (Bendeniz doksanların başından beri fotokopi çekmeye çalışıyorum.)
Baktım olmayacak, makinenin dibinde oturan polis memuruna "pardon memur bey, bu makinede A3 yazıyor ve çekmiyor" dedim, polis o kadar güler yüzsüz bi suratla "çekmeyi bilmiyorsan git karşıda çektir" deyip karakoldan çıkıp beş yüz metre ilerideki dükkana gitmemi söyledi azarlayarak.
Sinirden başım dönmeye başlamıştı bile.
Sevgili korku toplumu vatandaşlarım bu lafı duyar duymaz odadan sıvıştı. Odanın içinde yalnız kaldığım polis memuru kardeşime sadece bir tuşa basacağını, o zaman bu makineyi neden buraya koyduklarını güzele yakın bir üslupla söylediğimde ikinci azarımı yedim:
"Senin fotokopi meselenle ilgili tartışacak değilim. Beni meşgul etme. Şu anda bile çok vakit kaybettim" deyip önündeki kağıda bakmaya devam etti.
...
Şimdi ne yaparsın?
Devamını sinirden şu an yazamıyorum. (Bugün hani bitmiş olacaktı mesele? Bakınız hala sinirlerim bozuluyor. Demek ki zaman gerçekten izafi.)
Şu anda değil belki ama yarın, belki öbür, belki de daha öbürkü gün olayı aktarabilirim.
Ama şu anda değil.

3 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. sildim düzeltemedimde, bişeyi eklicektim gülen yüzün yanına belkide oda yoktuya o yıllarda gülen yüz bu kadar kullanılıyomuydu, pardon tabiikide sadece mesaj yazan telefonlarda bile vardı zaman izafi ye ondan karıştırdım sonuç olarak yazacağım şuydu " :) bunun devamını bulamadım hepsini okumam mı gerekir acaba" diye

    YanıtlaSil
  3. fotokopi çekebildinmi acaba (her seferinde bana robot muyum diye soruyo bu sistem kesin bi yolu vardır atlatmanın)

    YanıtlaSil