7 Ekim 2014 Salı

KIRK KATIR MI KIRK SATIR MI

Gelecekten bugüne bakmak ne demek, az evvel çözdüm ve dedim ki aman unutmayayım da yazayım, hatta bloga yazayım da bir iki kişi de sebeplensin...
Efendim, gelecekten bugüne bakmak demek, geçmişten bugüne bakmak demek. Aslında mantıken ne kadar saçma değil mi? Fakat yaşayanlar bilirler.
Öncelikle afedersiniz şu mına kodumunun sineği gözüme girmese ben ne yazacağımı çok iyi biliyorum fakat kara sinek rahat bırakmıyor. Şimdi düşündüm de, kara tren türküsü eğer farklı bir boyutta yaşıyor olsaydık kara sinek olarak da söylenebilirdi. Aslında istesem anında google'a girip "Kara tren türküsünün sözleri" yazar, kafamdaki bu bilinmeze bir son verirdim fakat yazının ana teması sinekler değil. Yazının ana teması gelecekten bugünü görmek için geçmişten bugüne bakmak.
Yani blogda bir önceki yazıyı okuduğumda hepi topu hah geberttim galiba, iki hafta önce İstanbul'dayken o yazıyı yazdığımı ve aniden deli tepmiş gibi soluğu Ege'de aldığımızı gördüm. Oysa o yazıyı neredeyse daha yeni yazdım ve bir de baktım ki şu an Ege'deki evimizi yerleştiriyoruz. Dolayısıyla bugünden geçmişe baktığımda aslında gelecekten bugüne de baktığımı fark ettim. Dolayısıyla nereden baktığımız bir kez daha önem kazandı. Uzay zamanda hiç bir şey sabit olmadığı için hiç bir şey de kesin kurallarla ölçülemez kanaatindeyim. Fakat her deli gibi bunu neden dediğimi bilmiyorum. Öyle gibi geldi, ben de yazdım. Ama ben genelde her yazının öyle gibi gelerek yazıldığına inanıyorum. 
Yani zaman ya da mekan olmadığı için ancak boyutlar arası farklılıklar olabilir. Burada da mekanın tamamen atmosfer olduğunu düşünüyorum. Mekanların farklılıkları, oraların nerelerde olduğu ile değil, niceliği ile oluşan atmosferden kaynaklanır. Bak gene öyle gibi geldi. Ben bir iki tane deli yazısı okumuştum, ayyynı böyle şeyler yazıyordu. Fakat okurken saçma geliyor da, yazarken acaip zevkli. Öyleymiş gibine geliyor ve yazıyorsun. Kendini çok önemli hissetmenin yanı sıra, bir şey üretme duygusu da hayattan doyum almana yarıyor.
Geçen gün sevgili eşim Toni bilmem kim adlı bir filozofun stresten kurtulmanın yolunun zevk almak olmayıp, konsantre olarak çalışmak, üretmek olduğunu söylediğini söyledi. Bu da benim çok hoşuma gitti. Çok para kazanan bir restoranın sahibesi bir kadını içeride bulaşık yıkarken görmüş (tabii ki Yunanistan'da. Bizim ülkemizde Allaaaşkına böyle bir şey mümkün mü, ilk işimiz götümün kenarı olmaktır) ve çok etkilenmiş. Kadıncağızın gerçekten zor bir hayatı var. Kocası bir gece taak diye ölüy amanınnn tam bu satırları yazarken buzdolabı resmen canlandı gibi sesler çıkarmya başladı ve ben altıma zçtım çokafedersiniz ve sanırım daha fazla yazamayacam. Çok acil gidip yorganın altına girip kafamı örtmem gerek. Zira yeni taşındığımız yerin yan tarafında mezarlık var tövbe estağfurullah yaa akşam akşam...

2 yorum: