15 Mayıs 2013 Çarşamba

SEVMEK SEVMEK, SONUNA KADAR SEVMEK


Bence bir çeşit sevgi vardır, o da hayvan ve bitki sevgisidir. Demek ki iki mi etti? Fark etmez, benim için kaç tane olduğu değil, kaç çeşit olduğu önemli zaten.
Bu biraz uzun bi konu bu yüzden lütfen vaktiniz varsa okumaya başlayın. Ha, vaktiniz yoksa benim de boş yere vaktimi almayın, allah aşkına tadımı kaçırmayın. 

Neden iki çeşit sevgi vardır?

Çünkü hayvan sevgisi tamamen ihtiyaçtandır. 
Bakınız sevgili internet bağımlısı; insan sevgisiz yaşayamayacak, yaşarsa da büyük geyik duruma düşecek bir varlıktır. Sürekli romanlara, filmlere konu olup kendini maymuna çevirebilecek, sevgiyi bulma hikayeleriyle insan içine çıkamayacak, eşşek muhabbetine maruz kalacak bir varlıktır.
İyisi mi birbirimizi sevelim. İhtiyaçtan sevelim. Bunun için de hayvanlarla pratik yapalım.
Hemen konuya giriyorum. Ay inşallah uğur dündar burayı basmaz, sıhhi olmayan yazılar yazılıyor diye. Gerçi Uğur Dündar mı kaldı yaa. (O da ne solayum yaptı be. Ya kafama takıldı acaba solaryum değil de bronzlaştırıcı pat mıydı. Neyse ne. Bizi ilgilendiren onun sanatıydı. Konuyu yeterince dağıttık hınzır okur, dilerseniz devam edelim...)

1) İçimdeki Kedi: 

Bendeniz onlarla bol bol bakışırım. Gözlerinin içindeki dikine çizgiler biraz timsah gibidir, bu sizi şaşırtmasın. Bir süre bakıştıktan sonra (bunun için ilk şart aşırı tembel bir kedi bulup muşmula gibi sıkılmadan size bakmasını sağlayabilmektir,) o yılan bakışların ardındaki sizi görebileceksiniz. 
Burası çok enteresan. Yani orası çok enteresan. Sonradan o kediyi daha çok seveceksiniz, ta ki size işi düşene dek. 
Bir sabah sizi miyavlayarak uyandırdığında ya da kakası kokup da temizlerken canınıza tak ettiğinde aslında onu sevmediğinizi fark edeceksiniz. Ama bu da sizi korkutmasın, sevgi ruhunuzun fiziksel ihtiyacı olduğu için bir süre sonra normale dönersiniz, sakın vicdan yapmayın.
Bir sabah bizim kedi (Sütlü) ince ve hafif sesiyle (yine) yatağın yanına gelmiş karın ağrısı gibi hafif hafif ve ince ince ince miyavlıyor. Bağırmıyor, hafiften alıyor, yani eser miktarda sesleniyor fakat çok sinir bozucu. Pşt pştladım, bir iki adım atıp geri geldi, miyavlamaya devam etti. 
(Tabağında mama olmasına rağmen sabahın beşinde sıkıntıdan muhabbete çağırıyor aslında pezevengin kedisi.) 
O an kendimi bu hayvanın sık sık bunu yaptığını, en yakın zamanda su püskürtücü çiçek sulama şeylerinden alıp başucuma koymayı, her geldiğinde de ona sıkmayı planlarken yakaladım kendimi. 
Ha, diyeceksiniz ki gerçek sevgide bu yoktur. 
Vardır.
Amma da yoktur, peki bu nedir? 
Siz bunu düşünürken ikinci şıkkımıza geçelim:

2) Çiçek Sevgisi:

Öncelikle bendeniz yaşandıkça çiçekleri sevmeye başladım, bunu belirteyim.
Annem ve anneannem sürekli tüylü yapraklı kalın kalın menekşeleri cam kenarlarına koyup beş saat bunlardan bahsederler ve her gittikleri evden bir dal menekşe alıp çay bardağına koyarlardı ve ben de sinir olurdum ne gereksiz hareketler bunlar diye fakat anaa, bir de bakmayayım mı yaşlandıkça ben de çiçek hastası oluyorum!
Fakat çiçek sevgimi ben manita ile doyuruyorum. Yani ben mesela hayatta gidip de bir bardak su koyamam o çiçeklere. Bizim manita gidiyor toprak alıyor, saksılar alıyor, onları değiştiriyor, kafasının bir köşesi sürekli bunlara çalışıyor. 
Ben onun çiçek sevgisinden çok feci faydalanıyorum. Mesela salondaki koltuğun sırt dayama yerlerini ayağımla yatay duruma getirip, ayaklarımı bu yastıklara koyup onun balkondaki çalışmasına yattığım yerden ara ara göz atıyorum. Bir yandan da ayaklaım sırt dayama yastıklarında olduğundan kan akışım da hafif ve tatlı bir karıncalanma meydana getiriyor ve hayattan aldığım zevk maksimuma çıkıyor.
O balkonda hummalı ve yorucu çiçek sevgisinin uygulamalı çalışmasına devam ederken ben de uyukladığım üçlü kanapeden ara ara gözlerimi azıcık aralayıp onun yerinde olmadığıma şükredip uyuklamaya devam ediyorum.
Ben çiçek sevgimi bi başkası vasıtasıyla yerine getiriyorum ve hiç zahmetsiz bu bana büyük bir haz veriyor. Bu da beni hayata daha çok bağlıyor, hem etrafımda renk oluyor, hem de o bölümlerde evde tatlı bir huzur kol geziyor. Çünkü ben mesela çay içmeyi sevmediğim için (dudak derilerim soyuluyor sıcak şeyler içerken) milletin çay şıngırtısıyla aldığı huzuru ben de bu tip numaralarla alıyorum.

3) Martı sevgisi:

Haa, bu da bak mesela önemli sevgilerdendir fakat bize ayrılan vaktin sonuna geldik. Siz de lütfen bu arada boş durmayın biraz hayvanları ve en azından apatmanların bahçelerindeki çiçeklere bir göz atın.
Mutlu yarınlar dilerim. 
(Martıları da incelemenizi rica ediyoum bir süre, soru sorucam. Fakat unuta da bilirim, tatsızlık olmasın.) 

3 yorum:

  1. ayça şen başkan çay sevmediğin için çok şanslısın yanında bişey yemek zorunda kalmıyorsun..:) birde aslında insan sadece kendisini sever diğer sevgiler bunun yansıması gibi ya da bundan dolayı bence...

    YanıtlaSil
  2. sevgi dediğimiz şey temelde can sıkıntısını gidermek için icat etmek zorunda kaldığımız bir duygudur. dostoyevski, can sıkıntısının bütün kötülüklerin anası olduğunu, celine, gidilen her on yolun dokuzunun can sıkıntısına çıktığını söyler. temel mesele can sıkıntısıdır. bunu gidermek için aşık bile olabiliriz.

    sonunda ayça şen başkanı da seviyoruz ailecek. çünkü eskiden can sıkıntımızı gidermek için radyodan onu dinliyorduk :)

    YanıtlaSil
  3. yazarın sevgi çeşidi yorumuna, bende nicelik yönünden kazma sallamak isterim :). bizim hatunda boyuna en çok kimi seviyorsun, en çok kimi diye diye kafamla olan sevişmesini sürdürürken(bilenler anladı, bilmeyenleri çocuk olarak kabul ediyoruz). bende düşündüm, sahi en çok kimi yada neyi seviyorum? bir kaç hafta sonra kalın kafamın ardından güneş doğup kelimin üstünde süzülürken, en çok kendimi sevdiğim fikrine vardım; anne, hatun, köpeklerim, ağaçlar yada sevişmek hepsini bir kefeye koy bir ben etmiyor :). yok o kadar narsist değilim amma kendim için diğer herşeyi sevdiğim fikrine vardım o zaman. en çok kendimi seviyordum. sıkılanlar buradan itibaren çeksin gitsin, sonu daha sıkıcı ona göre, daha sıkmak ileride mesanenizi sızdırtır...
    sona bol bilim severliğimle, beynin bu sevgi şeysi için her konuda olduğu gibi bu konudada bizi kazıkladığını öğrendim(çeşittli ciddi makaleler). yani sevgi beyin için bir çeşit mastürbasyon imiş, o pezeveng kendini tatmin ederken biz kerizlerde oh ne sevdik, ne devirdik öle şelale şelale iç geçirmeler diye seviniyoz. ama küçük aklım bana büyük bir oyun oynayarak bununda iyi bir şey olduğuna ikna etti. neticede bu esrimenin zevkin sen dediğin bilinçle, yağdan oluşan fiziki beyin paylaşıyor daha ne olsun. bu yağlı şişko bana fena hale zevk veriyo (;
    hanıma cevabını nihayet verdim evet en çok kendimi seviyordum, geriye kalan herşey sordukça en çok sevilen ikinci oluyordu.

    YanıtlaSil