1 Mayıs 2013 Çarşamba

ÇOK TATLILARSA KUZULARI NEDEN YİYORUZ

Kendini yormak istemeyen herkese, bir ilkbahar gününden merhabalar!

Efendim, bendeniz kuzuları çok severim. Bugün bunu burada sizlerle paylaşıyor olmanın haklı yanaklarını sıkmakla kalmıyor, bir ufak anımı daha sizlerle paylaşıyor olmanın yorgunluğunu daha şimdiden yaşıyorum. Ama canınız sağolsun, helali hoş olsun; neticede siz de senelerce geyiklerimi dinlediniz, zevzek esprilerime güldünüz, ki, çoğu zaman "ha bunda gülünecek ne var allaanaşkına" diye düşünmeme rağmen.
Yetişkinlik çağına yaklaşan neredeyse herkesin duymaya başladığı şeylerden biri de "kelimelerin anlamlarını bilmeden konuşuyoruz, gerçekten dinlemiyoruz, anı yaşamıyoruz, zart zurt" gibi şeylerdir.
Şimdi şunu düşünüyorum dünden beri; bazen kelimeleri gerçek anlamlarını düşünmeden yaşamak daha iyi olabilir. Mesela kasaba giriyosun, adam sana diyo ki "abla (diyor,) süt kuzusu geldi, pirzola veriym mi" diyor. Bendeniz süt kuzusu lafını duyunca çok kötü oluyorum. Adama küfür edip oradan çıkasım geliyor.
De ki "abla, de, çok iyi pirzolam var, ister misin" de. Bak şimdi, ben mesela et yemeyi çok seviyorum çünkü daha önceki yazılarımızı takip edenler (aşağılar gidince bu yazılara erişilebiliyor) baba tarafından erzincanlı olduğum için et görünce elim ayağım titremeye başlıyor. Benim genlerimde et yemek var. Ama anne tarafından da hayvan sevgisi geçmiş aynı genlere, e böyle olunca ne oluyor, adam süt kuzusu var derken o kelimeyi duymamak için adamın sözünün üstüne "lallallalala" diyerek şarkı söylüyorum ki duymayayım. Adam şarkı söylerken duymadım sanıp tekrar ediyor, "daha annesinin memesinden kopmamış bir yavru geldi" diyecek gibi oluyor orross.. tövbe estağfurullah, ben bu kez o kasapta bunlunduğum için şarkımın şiddetini arttırarak lallallalallaaaa diye sesimi yükseltiyorum, o tekrar etmek için daha çok bağırıyo, ben de şarkımı yükseltiyorum, bu böylece sürüp gidiyor.
Hay bok yiyesiceler. Et boklanacaksan da iki kart et boklan, hayvanı annesinin memesinden süüye sürüye ya tövbe ya.
Neyse sizi de üzdüm şu güzel günde.
Efendim bir diğer anımıza gelecek olursak; boklanmak dedim de aklıma geldi.
Bizim sülalede ismini vermek istediğim ama sonra arıza çıkar diye veremediğim bir takım aile kolları var. Bu aile kollarından birinin oğlu böyle nasıl desem, herkes işinde gücündeyken ta yetmişli yıllarda gitar çalmaya özenmiş, saçlarını uzatmış, efendime söyleyeyim, karı kızın peşinde aşk adı altında melül melül dolaşmış, sürekli şiirsel geyikler yapan, benim çok sıkıldığım biridir.
Bunlar azıcık varlıklı ve aşırı da cimri bir aile olduklarından, ellerindeki beş erkek çocuğun beşini de iş yaptıkları adamların kızlarıyla evlendimek istemişler, bu temennülerine ancak iki tanecik oğullarında vakıf olabilmişlerdi.
Bu gitar çalmayı seven şiirsel yaşamak isteyen oğulları derken bir gün feci kenar mahalle kızı olan ve günde beş herifle al takke ver külah takılan (hem de bekaret kemeri takıldığı yıllarda) bir kızla evlendi.
Bunlar ana kız çok korkunç yaradılışlı ve aşırı yoksul bir yerden geliyordu. Zavallım, bu tip kızcağızlar da aslında erkeklerle düşüp kalkmasını annesine bakmak için gerçekleştirirler, ki, sonradan zengin olan bütün o tv'de gördüğümüz alaturka kadıncağızların neredeyse hepsi aslında seksten zevk almayıp annelerine iyi bir hayat yaşatmak için öyle mafya metresi olurlar, filan. Yani tamamen iyi evlatlıktan.

Neyse, bu kızcağız da azıcık varlıklıca bu herifle nikahı kıyıverdi. E tabii kıyınca soluğu çocukluktan beri annesiyle önünden geçerken parasızlıktan, pastalara atmak istediği dilleri pastayı kapabilmek için sahibine dil işareti çektiği o pastanelerde aldı. Evini pasta börekle doldurdu. Derken bir gün annesiyle telefonda şu şekilde konuşurken duymuş birileri:
Anaa, gel pasta bohlanak, çay bohlanak."
Ben çok üzüldüm bunu duyunca. Önce güldük tabii. Fakat aslında sonra üzüldük. Çünkü yazık ya, boğazından geçmemiş, annesi de yesin istemiş. Ay yazık yaa.
Ülkemiz dolu bu tip durumlarla. Bir tek bizim ülkemiz değil, mesela Ukrayna da kaynıyor.
Efendim, bir sonraki yazımızda Ukrayna'dan bi kadınla tanışıp onu ülkemize getiren, para vermeyip ufak tefek hediyeler alan, bir iki yemek ve ambiyans ısmarlayaıp kadına aşık olan bir adamın hikayesini anlatacağım.Ne oldu, heyecenlandınız bakıyorum.
Hepinizin ipliğini pazara çıkarıcam ulan. 

1 yorum:

  1. şu kuzu meselesi benimde bayaa bi zamandır aklımda derler ya kuzu eti kuzu tandır falan filan benim bildiği kadarıyla hayvana en az bir kere üremek için zaman tanınıyodu genel ahlakta ama kuzu diyoz eski türk filmleride geliyo aklıma nen var kuzum diye

    YanıtlaSil