28 Temmuz 2013 Pazar

TATİL VE PSİİKOLOJİ YAZISI

                       
Hep ecnebistandaki tatil yerleri ile proleter ruhumu kaybettiğimi sanmayın.
Bakın ben çok arada kalmış biriyim. Hem konfor çok seviyorum hem de amatör ruhumu kaybetmek istemiyorum.
Bu yüzden arabaya atladığımız gibi bu hafta sonu kendimizi Ağva'da bulduk.
Neden arabaya atladık?
Güzel soru.
Arabaya şundan atladık: Ben şimdi arkadaşın bi dergisi var: e-motoring diye bi dergi, (http://dergi.e-motoring.com/) buraya yazı yazıyom ve mannnnyak arabalar veriyolar her ay, onları kullanıp diyelim 1 hafta filan, deneyimlerimi yazıyom. Çok kebap iş.
Bu ay da Jeep Wrangler verdiler (yazısını henüz yazmadım, ay başında üstteki linkten okursunuz artık) onunla 'git off road yap bacım' dediler.
Abi ara ki off road bulasın. Biz de kalktık ayağımızın tozuyla Ağva'ya gittik.
Enişteniz Ege manyağı. Deniz insanı manita. Her sene inek gibi denize girmezse içine kapanıyor, morali bozuluyor, sanki dersin Sen Bernardı karlara çıkarmamışın da tribe girmiş. Bu yüzden sevdik bi kere, biz de peşine takılıp mehle mehle geziyoruz. Ki ben o kkkaddarrr üşenirim ki tatil yapmaya, o kadar olur.
Sırf üşendiğim için ne kadar çok yıllık izin almadığımı bilseniz direkman kıro dersiniz.
Neyse işte, bu enişteniz Karadeniz'e daha önce hiç gitmemiş. Ege'den başka deniz, laos'tan başka balık tanımıyor. Merak etti Karadeniz'in suyunu.
Ben de nası korkarım o Karadeniz'den, üf!
Kumlara ayağımı soktuğum anda psikolojik olarak çökerim. Altımdan zemini alıyorlarmış gibi gelir. Bu da psikolojide sanırım oral döneme denk geliyor. Anne memesi dönemi.
Derin mevzular.
Karadeniz'de ölmeyen yoktur bilirsiniz; kumlar sizi alır yutar.
             
Meğer yutmazmış. 'Çeken akıntı' diye bir mevzu varmış, deniz seni alıp 100 - 300 metre filan sürüklermiş, sen taklaya geldik sanıp çırpınıp yorgunluk ve panikten ölürmüşsün.
Bu yüzden hiç bir şey yapmadan suyun seni bir süre sonra bırakacağını bilerek sadece su yüzeyinde durmaya çalışmalıymışsın. Sonra seni bıraktığı yerden de yana yüzerek kıyıya çıkmalıymışsın. Bu şekil bir şey.
Enişteniz konuyu çok merak etti. Bu kadar alengire alışık değil, Ege'nin siesta insanı neticede.
Gittik Ağva'ya. Manzara süper. O bölge komple Capri adası gibi. Denizin rengi çok müphem. Yani bulanık, böyle bulamaç gibi.
Fakat şimdi 'Karadeniz'e laf ediyor vay anam vay, gelin dostlar linç edelim' diyecekler diye biraz tribe girdim. Malum halkımız milli konularda hassas, bizler de korkak sidiklileriz, dedim başımıza iş gelmesin.
Öncelikle Karadeniz'e değil, zemine diyorum, bunu belirtmek isterim. Karadeniz yoksa ne kadar nefis bi yer. Orası kesin. Cennet Karadeniz.

Ben denize girmedim. Karadenizin güzelliklerini seyretmek için kıyıda kaldım. Deniz de zaten coğrafi olarak balçık gibi ama Karadeniz'le alakası yok durumun dediğim gibi; tamamen debi olayı.
Sonra enişteniz bir süre dalgaların arasında hıyar gibi şaşkın şaşkın kaldıktan sonra yanıma geldi ve 'Bu deniz, eskiden inşaatlarda kireç havuzları olurdu, onu boşalttıktan sonra içini suyla doldururlar, inşaat işçileri girer serinlerdi, bu deniz ona benziyor' dedi.
                                  
Fazla gülmedim çünkü yanımdan kumlarda koşarak giden terlikli bir kadın vardı, onun terliklerinin topuk bölümlerinden avuç avuç kum fırlıyor, herkesin ağzına giriyordu. Bu yüzden kurnazlık yapıp, ağzımı açmadan mh mh mh mh diye güldüm.
Evet heyecanlı tatil yazılarımız yaz boyu devam edebilir.
Bundan sonraki tatil yazımız sanırım Göztepe Parkı ile olacak zira insanlar çocuklarını mayoyla fıskiyelere sokuyor, bu Memo ile ikimizin çok hoşumuza gitti.
Ya ben ne aptalım, şimdiye kadar gitmediğim yılllık izinlerden neden para koparmadım. Hay Allah ya. Bak canım sıkıldı şimdi.
Çok şuursuzuz ya. yasal haklarımızı bilmeden hıyar gibi yaşıyoruz. Fakat işin kötüsü patronlar yasal haklarıyla ilgilenenleri hiç sevmez. Fazla yaşatmazlar yani.
Ne diyordum ben, haa, Ağva.
Ağva'dan hemen kaçtık. Bir kere orada arkadaşlarla yemek yemiştik ve çok fena boruyu döşemişlerdi.
Zaten altımızdaki jipten dolayı restoran sahibi adamlar, zenginler geldi diye ellerini ceplerine soktular (erekte oldular.)
Biz de Şile'ye gidip orada balıkçı teknelerine oturup balık malık yedik. Canımız sardalya istiyor dedik, servis yapan çocuk 'aldırayım size sardalya' dedi, masaları toparlayan diğer çocuksa 'Demin gittim, yoktu sardalya' dedi fakat suratında öyle meymenetsiz bir ifade vardı ki, masadaki beşimiz birden derhal palavra sıktığını anladık herifin.
Yalnız farkındaysanız, olayımız tatil yazısını aşmaya başlayıp psikoloji yazısı haline gelmeye başladı:
Adam belli ki ya büyük balıkla kayacak bize, ya da sardalya almaya üşendi, 'tamam o zaman biz gidip biraz balıklara bakalım' diye balıkçıya gidip sardalye alıp geldik. Psikoloji bilgimiz çok işimize yaradı.
Anadolu çocuğu yer mi bee.
O da bozum oldu hıyaraa.
(Acaba saygın gezi ve belgesel dergilerinden yazı teklifi gelir mi)

2 yorum:

  1. bu mecradan niyetini açık edeydin, şile ilçesinde meskun amatör ruhlu kardaşın, balıkçı teknelere gitme tam karşısındaki balık ekmekçiler ak derdi. yardımcı olup, şile esnafının dayama festivalinden sizi kurtarırdı, yazın üç ayı istanbula komple dayayacakları fikriyle doğmuşlar sanki. neyse geceleyin bile parıldayan zekanızla durumu aşmışınız. yıllar önce biz yeni yerleşimci enayiler zeka duvarını aşamadık ve balığı kucağımıza verdiler :). ha balık ekmekçiler ucuz ve harbi lezzet sunuyorda dayamaktan gerimi kalıyor? yok hayırda enstürümanları küçük o bakımdan tavsiyemdir.
    bu arada enişte iyi yırtmış, ben en az iki kere o çeken dalgaya maruz kaldım üç değil yirmiüç buçuk attı maçam, valla o çekilişten korkmayıp, paniklemeyen bizden dedğildir en azından insan değildir o derece yani. sözün özü karadeniz marslılara göre bir deniz olduğundan şimdi olduğu gibi biz hep kuzey egeyi bitimiz kanlıysa güney egeyi tercih ediyoz. sevgi köpükleri gibi patlamnız dileğiyle..

    YanıtlaSil