3 Ağustos 2012 Cuma

SOSYAL YIRTILMA


Artık sosyal hayattan tamamiyle elimi eteğimi çekmiş bulunmaktayım. Tanımadığım insanlarla aramda ince bir zar vardı, onu da yırtmış bulunmaktayım. Bunu annem yapardı da çocukken ondan hep utanırdım, artık ben yapıyorum ve oğlan utanıyordur. Ne mi? E n'apıyoruz burda, anlatıyoruz herhalde di mi, siz de iyice aptal sanmaya başladınız ha. Ya insan der ki "kadıncaaz mı kızcaaz mı işte bişey anlatıyor, ben de iki dakka sabırlı olayım da, olaya dahil olma gayreti görtermeyeyim, besbelli anlatacak" der. Ama maşallah sizdeki çene 'çan çan çan' beş karış, daha anlatacağım şeye başlar başlamaz "Neden bahsediyorsun, ne ne" dediğinizi duyar gibi oldum ve sinir oldum. Demeyen arkadaşlardan özür dilerim.
Aslında bu ani sinir patlaması ne demek istediğimi anlattı.
Şimdi şöyle:
Ben sizi tanımıyorum, di mi? Ama bir anda cayır cayır kavga etmeye başladım. İşte böyle. Normal hayatta da bunu yapıyorum. Çatır çatır sokakta bir anda kavga etmeye başlıyorum. Diyelim ki yanımdan götünü yırtma sesi ile bir motosiklet geçti ve hemen ilerideki 80 saniye yanan o uzun kırmızı ışıkta durdu. Derhal yanına seğirtiyorum ve   onun bu sesi çıkarmaya ne hakkı olduğunu, ses çıkararak dikkat mi çekmek istediğini, kendini bu şekilde özel hissediyorsa sadece gerizekalı göründüğünü, kompleksli misin kaardeşim şeklinde belirtiyorum. (Normalde Cennet Mahallesi'nden tanıdığımız görüntüler bunlar.)
Işıkta motoru bırakıp gelip kavga da edemiyor, bir anda karşısında belirdiğim için de o şaşkınlığı atması biraz zaman alabiliyor. Bazılarının yüzünde çok aptal bir ifade oluyor o zaman da içim acıyor, üzülüyorum, kelimeleri yumuşatmaya başlıyorum ve sonunda bu dengesizliğimle aslında motorun o kadar da kötü bir şey olmayabileceğini, tehlikeli bulduğum için motor sürücüsünü korumak için böyle bir sinir yaşadığımı ekliyorum o seksen saniyeye.
Bunun gibi pek çok örnek verebilirim.
Geçen gün toplu taşımada yanına oturduğum şöför zar zar zar bir yandan telefonda konuşurken bir yandan da deli skmiş gibi gidiyordu. Yani dolmuş bi yan yatsa sürüklene sürüklene İzmit'e kadar kayarız Allah korusun; ne hikmetse yol da öyle açık.
Hemen adama dönüp "Ya yol tıkalıyken konuşsana kaaarrdeşim! Dikkat ettim, ne zaman trafik açıldı o zaman aldın eline telefonu. Rahatsız mısın, nesin anlamadım ki." Bunun üzerine şöför gülümseyerek yine o saf yüz ifadesiyle "Yok abla, iftara çağırıyorlar da, ben de bu seferi bitirip öyle gidicem, ondan acele ediyorum, telefondaki de annem, ben gidene kadar onlar da yemeyeceklermiş" dediğinde içimdeki minyatür volkancık faaliyetlendi ve kapakçıkları açılıp vicdanımın üzerine hörrrr diye lavlar, korlar, bilimum sismik faaliyetler doluştu ve "Hayır ben sizin iyiliğiniz için söylüyorum, ben inerim giderim eve fakat siz her gün kullanıyorsunuz, Allah korusun kaza bir kez yapılıyor" dedim ve ekledim: "Allah kabul etsin" ama annemin Kemalist refleksiyle bir ezber tombalası çektim, bingoo ne çıktı?: "Unutmayın ki, çalışmak en büyük ibadettir."
Yani aslında o kadar yaşlı değilim fakat yetmiş yaş tepkileri veriyorum sosyal hayata. Eskiden işte, çekinirdim sosyal hayattan, tanımadığım insanlarla konuşmazdım son zamanlarda annem gibi zar zar konuşmaya başladım. Sanki herkesle akraba gibi.
Mesela sağ olsun annemle bir dükkana girseniz, çıkarken nereden baksanız on beş dakika kapıda dükkancı ile geyiğinin bitmesini beklerdiniz. Sigarayı bıraktığımdan beri gerçi bu süre kısaldı. (Sanki sigara gereksiz vakitleri uzatıyor. Valla bak.)
Bir arkadaşım da benim gibiydi ve zamanında bir adamla kavga ederken adam bunu saçından tutup elli metre sürükledi. Bu arkadaşım bir iki kez daha böyle şiddet görünce (ama o benden daha manyak, yani o basbaya kavga için yapıyor ve vicdan azabı çekip de kavga ettiği kişiye sonradan acıyıp dengesiz yumuşamalar yaşamıyor) ve İsviçre'ye taşındı. Kırk yılda bir dönüyor buraya ve siniri hiç de geçmemiş. Sevmiyor bu ülkeyi.
Hiç sevmiyor. Hatta bir tarafı da İsviçreli olmuş artık. Vigiyts filan diyor. Ben de gut diyorum. Ama o kadar.
Ama biraz yapmacık olacağım. Ha, diyeceksiniz ki normal bir insan olmak yapmacık olmak mıdır diyeceksiniz. Benim için öyle. Benim normalimde normal olmak yok dolayısıyla herkesin normalini yaşayabilmek için yapmacık olmam gerek.
Ha diyeceksiniz takıl kafana göre, fakat o zaman biraz, nasıl diyeyim, deli gibi olur. Yani evinde laylon torba biriktiren, arada onları yıkayıp balkona asan, dışarıdan geçenlerin "işta burası o delinin evi, bak bak görüyon mu kediler, yetmiş tane" diyecekler.
Haaaa bir de şu vaaaar: Memo geçen ne dese beğenirsiniz!? "Anne, dedi, sen kesin yaşlanınca evinde yetmiş tane kedi besleyenlerde olacaksın" demez mi! Çünkü o biliyor delilerin  kedi saplantısı olduğunu.
Ona eski kuşaktan olsaydım kinayeli bir ses tonuyla ve gerdan kıvıra kıvıra "Aman evlaaaadım, inşallah öldüğümde de haberiniz olur da kedilerim yemez beni" deyip göz de süzebilirdim. Fakat yuh artık o kadar da değil; ben bu sosyal yırtılmayı modern bir perdeden yaşıyorum. Annem de modern olarak bu sosyal durumu yaşıyor Allah için. Hatta annem biraz da mesela dükkan sahibiyle müşteri oluşunun bilinciyle zengin gibi mi desem, yani biraz daha mesafeli, hafif öğreten adam gibi davranıyor.
Ama ben henüz acemiyim ya, ondan sanırım vicdan dalgalanmaları yaşıyorum.
Bu vicdan dengesizlikleri beni çok yıpratıyor. Bir de öfke çıkışları. Bu yüzden geçen gün bir ilaca mı başlasam demiştim.
Ama başlamadım. B kompleks vitamine başladım. Belki komplekslerime iyi gelir.

5 yorum:

  1. yok,seninle kavga yapma pahasına yazacağım bu yorumu! tanımıyoruz ya birbirimizi ama yazmam lazım.
    çünkü aynı ben, okuduğum bazı yerler. sen dolmuş şoförüne ben özel halk otobüsü şoför ve muavinine girdim geçmiş gün. çamlıcadan rampasından fenerbahçe staadına cehennem sürücüleri gibi giderken. 128 vardı tabi o vakitler şmdi metrobüs. her akşam ve istinasız her otobüsün şoförü çamlıcayı geçti mi trafik canavarına dönüşüyordu.şükrü saraçoğlunda gol olma ihtimalmiz abye girmek ya da olimpiyat-dünya şampiyon olmamızdan daha bir olası idi.çemkirdim hemen. trafikte, devlet dairesinde, pide kuyruğunda da böyleyim hep. haksızlık karşısında höyt derim hemen. tabi biraz sakin olmak en iyisi. ama ve yine de normal olan biziz. gönlünü ferah tut:)

    YanıtlaSil
  2. aaa aynı ben diyecektim ki onu da benden önce demişler. lant olsun böyle hayata. herkes herşeyi benden önce yapmış. ilaçlar da işe yaramıyor. bak the verve bunun icin şarkı bile yapmış 'the drugs dont work' o da ne güzel şarkıydı öyle.

    YanıtlaSil
  3. "oha aynı ben" derdim ama demişler. Hatta " aaa aynı ben diyecektim ki.." diyecektim ama demiyorum onu da demişler. "Ben ne diyim o zaman" diyerek benden sonra bunu söyleyecek olup söylediğim için söylemeyen arkadaşıma selam gönderiyoruz. Yani hepimiz deliyiz ve kedileri severiz.

    YanıtlaSil
  4. Kedilere zeval gelmesin. Hepimiz kedili kadınız bazen

    YanıtlaSil
  5. Bende de var o zardan, duruyor hatta gayet sağlam ve tek parça bir şekilde. ruh halin bende aynı hissiyatı yaratmadı ne yazık ki, ne sağlam; ne de tek parça. "Hassiktir be" dedim ilk okuduğumda, "Kafayı yemişsin sen, ben de mi böyle olacağım?" Zarı hafiften esnetme çalışmalarının ardından kedi geliyor demek, bizim de evde bir tane yavru var. Her geçen gün eşim sayısının artması için baskı yapıyor bana, o çoktan senin kafaya doğru yol almaya başladı demek ki.

    Vay anam vay, siz kesik atıp ortaya döktünüz bu zehri, şimdi biz nasıl toparlayacağız? Sen, ben, biz, siz, onlar; tüm kedi severler, laylon biriktirenler, üçüncü tekil şahısların hayatlarına müdahale sözkonusu olunca kanının sıcaklığı bir kaç derece daha artanlar, bu ciddi atmosfer yerine Life of Brian tarzı grotesk bir ortamda yaşamayı hak ediyoruz bence, ama mukadderat; heyhat! Olmuyor.

    İyi değil, iyi değil. İyi değiliz.

    YanıtlaSil