19 Ağustos 2011 Cuma

deneme 1.. 2..

sir vayvır (Bunu geçen pazar kaleme almıştım. Kaleme almak.)

Sabah gelecek kaygusuyla yine 6’da uyandım. Oysa gece en az 2’de yatmıştım. (Bu arada oğlan da Erkin Koray'ın kızı gibi iki sandalyede yataklamaya başladı.)
Neyse, demek ki nerden baksan dört - beş saat daha uyumam gerekiyormuş. Onca olasılıklar evreninde olmadı. Kalkıp büyük plaja kumlarda yürümeye gittim. (İki aydır burdayım, ilk kez oluyor bu.)
Burası bu arada Çeşme. Daha doğrusu Alaçatı. Neden böyle bir ayrım yapılıyor anlamıyorum. İzmirlilere has bir ayrımcılık anlayışı sanırım bu; Karşıyakalı, İzmirli felan…
Çeşme’yi bilirsiniz; Demet Akalın’ın da şarkılarında sıkça bahsettiği ve nasıl yaptıklarını bir türlü anlamadığım ama hayatın her anında zevk alıyormuş gibi olanların tatil beldesi. Üstelik onlardan çok var; biri gidiyor, biri geliyor. Sanki aynı ruhun farklı şekillere bürünmüş halleri. Buna tatil ruhu deniyor olmalı.
Büyük plaj hafta sonları çok kalabalık. Mine G. Kırıkkanat’ın virajı alamadığı viyadükte. Bense pazar sabahı 6’daki anksiyete yürüyüşüm bitene kadar insanlar anca gelir, ohoo, hatta ben orada altı tur atıp sporun da etkisiyle üstüste üstüste şiddetli nirvanalar yaşayana kadar (eski Yunan boşuna sporla felsefeyi bir arada şaapmıyor) millet anca uyanır dedim. Fakat Türk insanının en çok organize olduğu konunun piknik olduğunu unutmuşum. Hiç bir işte, hiç bir uğraşta bu kadar hünerli, bu kadar sebatlı olmamıştır, hiç bu kadar hakkını aramamıştır Türk insanı.
Abi dersin Raken Kok. Ya da dersin ki Türk orta sınıfı festivallerin insanı oldu ve geceden bir festivalde sabahladılar, plajda şezlonglarda uyuyan herkes akşamdan kalma sarhoş. Oysa durum öyle değil; bu insanlar sabahın beşinde gelip steyşın arabalarına ve duvar diplerindeki çadırlarına yer kapıyorlar. Yüzlerinde büyük bir ciddiyet. Ortak anksiyetelerimizi unutmaya çalıştığımız bu kumlar Sakız Adası’yla Allah bilir ortak kullandığımız kumlar. Onların da durumu hiç iyi değil hoş.
Bu kutsal pazar günü hepimizin birbirine saygısı örnek teşkil edecek kadar hassas. Her şeye rağmen hayat yaşamaya değer. Ama orda beş yıldızlı hıyarağası oteller bizi aynı sahilde, aynı kumlar ve aynı deniz üzerinde oynadıkları ‘sınırcılık oyunu’nda ezmek istiyorlar. Bu çok net. Şunlara bak hele. Onların ağzına sıçarım. Çok afedersiniz. Ama sinirlerim çok bozuldu. Yani her yerden denize girmek isteyen insanları konforuyla püskürten otel olacak o şeyler, bunu cehaletimizi bildiği için yapabiliyor. Ben ama çok pis bir insan olduğum için herif (otelin güvenlik görevlisi) oradan geçerken hem de o saatte rahatsızlığını beden diliyle belli etti, ben de çirkefliğimi hem ağız dilimle. Ona dedim ki “Ne gıpraşıyon, sahiller hepimizin, yasal olarak hiç bir hakkın yok. Bunu bilmeyenlere gücün de mii” dedim mi çıtını çıkaramıyor. (Bu yaklaşımı Gülşen Bubikoğlu filmlerinden öğrendim.)
Otel yönetimleri plajlardaki bu görevlileri uyarmış; ”Hak hukuk” diyenlere aman ha karşı çıkma, haklıdır diye. Susup oturuyorlar. Siz de hayatınızda hiç bu kadar zengin hissetmemiş oluyorsunuz. Tavsiye ederim. Mesela arabalara test sürüşü yaptığınız günler bu tip kumsalkâr lüküs otellerde de vatandaşlık haklarınız için cıngar çıkarın. Şunlara bak hele. Deyyuslar.
Daha bitmedi.
Sörvayvırımız üşenmezsem devam edebilir.
Not: Yazılarının patronlu bir yerde yayımlanıyor olmasıyla kendi rızanla hinternette bizzat yayımlıyor olman arasında garip bir fark var. Mesela patronu olan bir yerde yayımlanırken yazıların, kendini daha kuul hissediyorsun. Ama blog açınca hadi beni okuyun nolur diyo gibi oluyor. Aslında hepsi boş hikaye tabii. Ben senelerce bir de ne göreyim, hıyarsan her yerde, her koşulda hıyarsın. En enteli de olsan çok fena hıyarsın. Blog da açsan, Niyork taymzda yazıyor da olsan hıyarsan hıyarsın işte.
Ben hıyar değilim.
Ben zevzeğim.

13 yorum:

  1. Çok sevindim. Hayırlı olsun.:)

    YanıtlaSil
  2. Yav nasıl sevindim, bilemezsin. Kendi kendine yazmak deli güzel bi şey. Bilirim. Hoş ben hiç patron tahakkümü görmedim, mukayese edemem lakin teknoloji sağolsun, babam göremedi ama blog vasıtasiynen bir çeşit köşe yazarı olmak güzel, insan diledğince zevzeklik, klavye gevezeliği yapabiliyor. Yeniden blogun hepimize hayırlı olsun.

    YanıtlaSil
  3. Blogger dünyasına hosgeldınız yoksa hep var mıydınız?
    Ben mi cahilim...
    Olsun sizi izlemek keyifli olacaktır...
    Eski müdavimlerinizdeniz.
    Carlos'a ve ufaklığa sevgiler.
    Arkası gelsin :)

    YanıtlaSil
  4. bugünü bayram ilan ediyorum.

    YanıtlaSil
  5. sahalarda görmek istediğimiz hareketler bunlar

    YanıtlaSil
  6. patronlu patronsuz herseyi yakistiriyosun sevgili ayca, seni okumak, dinlemek hep guzel zaten. kimbilir bi de karsilikli otursak dadundan yiyemeyuk belki de.
    neyse...
    bence alacati ne zaman cesme olmaktan cikti biliyo musun? istanbul'lular geldiginde. yoksa izmir'liler ve eskiden beri cesme'de olanlar icin orasi hala cesme olarak aniriliyo. ya da belki benim ve benim gibi bikac kisi icin.
    haburaya yaziyorum bak, buyuk plaj yuruyusleri aksam 8 gibi de pek guzel olur.

    YanıtlaSil
  7. hele şükür bi yerlerde okuyacağız yine sizi. bi de biyerlerde dinleyebilsek her sabah eskisi gibi.

    YanıtlaSil
  8. yeni gördüm koştum geldim..negzel olmuş bu blog..

    YanıtlaSil
  9. hakkaten zevzeksin uyumamış zaban köründe kalkmış sahilde dolanırken piknikci kabilelere denk gelmiş uzaklaşıpken otel güvenliği buna siee ordan demiş buda cıngar çıkarmış biraz yahu alasen başka işin mi yok zabah zabah çok survayvır yaşamak istiyosan acuna söle zevzek :)Eskiden böle dgldi bu evlendikten sona bozuldu:)

    YanıtlaSil