28 Mart 2013 Perşembe

DUA



Merhaba hayat;
Nasılsın inşallah iyisindi. Ben bu arala r tuşum hassas dolaşıyorum, zaten geçmiş 3 yazımı okursan ne demek istediğimi anlarsın. Kafam işte biraz buna bozuk. Bunun dışında biraz da arkadaşlarıma bozuluyorum bu aralar.
Abicim nasıl bozulmayayım ki, geçmişe dönüp baktığımda eskiden kalma bir ya da iki kişinin kaldığını, geei kalanlara çok gıcık kaptığımı farkettim.
Sevgili hayat, çok benciller ya. Acaba benim bencilliğimden olabilir mi bu?
Mesela böyle içsel bir konuşma yapıyorum diyelim ki arkaaşlarımın yanında, yani sesli düşünüyorum, arkadaş diyor ki evet diyor, senin bencilliğinden.
Ama bu çok ayıp. Yani gerçekten zaaflarını arkadaşların bile olsalar belli etmeyeceksin. Hep parti insanı gibi gezeceksin.
Sevgili hayat sen de adam değilsin.
Doğa kanunların var. Saygımız sonsuz fakat bu doğa kanunların çok kapitalist, çok rasyonalist, çok pragmatik, çok transandantal.
Yani neden yaralı hayvan yeniyor? Neden yani, yaralı hayvana yardım edeceğimiz yerde onu yiyoruz? Gerçi ben yemiyorum. Bizim kasap anladığım kadarıyla yaralı olmayan sağlıklı hayvan kesiyor. O hayvan herif de çok kazıkçı ama bu yazımızda ona yer vermeyeceğim.
Sevgili hayat çıkmam lazım.
Bu aralar ilham gelmmiyor. BU ilhamlardan istiyorum, biraz motivasyıon ve istek istiyorum senden.
Bir de yakında internet adyosu açmayı planlıyorum. Bana yardım et hayat.
Ayrıca acilen 360 bin lira lazım. Onu da iki hafta içinde istiyorum.

26 Mart 2013 Salı

ZEKİSİNİZ AMA ÇALIŞMANIZ LAZIM

Okur kısmı okurur okurduğu yerde.
Bu Nejat Uygur tadındaki esprimize gülen iki kişiden biri neden siz olmayasınız ki?
Evet evet yanlış duymadınız, neden siz olmayasınız ki?
Artık senli benliliğe son! Hepimiz artık 'siz' olabileceğiz. Nasıl mı? Gelin bilikte inceleyelim. (Lassie burnuyla bir öne koşturur bir yanınıza koşturur ve sizi bir yere çekmek ister.)

Bi önceki yazımızda r'leri vurgulamakta oral yollardan değil de yazımsal açılardan sıkıntılı bi dönemden geçtiğimi size belirlemiştim. Buna belirlemek diyorum zira hiç bir şeyin tesadüfi olmadığını, aslında her şeyi kendimizin belirlediğini daha önce size belirtmiştim. İşte burada gönül rahatlığıyla belirtebiliriz.

Yukarıda bahsi geçen siz, sizsiniz. Evet evet yanlış duymadınız, sizsiniz.
Sizlere söz verdiğim gibi artık sen değil, sizsiniz. Bu kadar da kolaymış değil mi? Hiç bibirinizi kırdığınıza, hayatı kendinize zehir ettiğinize değdi mi ha? Şaşırdığınızı ve aaaa, ooo, vaooov dediğinizi duyar gibi olmuyorum, direkt duyuyorum.
Bi şeyleri yaparmış gibi olan zayf kaakterli biri değilimdir. Direkt yapan, olayların üzerine giden, cesur bir yapım vardır. Şu anda öyleymişim gibime geliyor.
Bendenizi kullanmak çok kolaydır. Neden bu kadar gaza geldiğimi bilmiyorum. Bunu beni hiç tanımayan sizlerle paylaşırsam geçeceğini düşündüm. 
Yazıyı hayatımın her döneminde rahatlama ve barışma amaçlı olarak kullanmışımdır. Bir dönem radikal'den üç bin lira alıyordum gerçi (bolarık aylarda, yani diyelim o ay beş hafta içeriyor o zaman 4200'lere çıktığı oluyordu. Gerçi bir kez çıkmıştı. Yani o sene bir ay galiba sadece bir kez beş hafta içermişti. Bunun dışında yazmaktan para kazanmadım desem yeridir. Ha bir de kitaplardan ara ara bazı ödemeler almıştım ama atla deve meblalar değil. Yani işte geçen sene 12 bin lira bi aldım, ondan önce galiba sekiz mi ne almıştım, ondan önceki yayınevi çarpmıştı filan.)


Fakat yazıyı hiç bi zaman para kazanmak için yazmadım. Sanattan, edebiyattan para kazanmak herkesin başarabileceği bi şey değil. Yani başarır ama bu insanı kirletebilir. Para ile aranda sağlıklı bir ilişki olması gerek. Hayatı çerçevelendirmemiş, yasaklar getirmemiş olman gerek. Getirmiş olsan da, bu sınırların ötesine geçebildiğin yalnızlıklardan korkmuyor olman gerek.
Ben öyle biri değilim. Sınırlardan çıkar çıkmaz kendi dilimi konuşan birine ihtiyaç duyuyorum. Belki bu devlet lisesinde okuduğum için oluşmuş olabilir. Bizim zamanımızda bu önemliydi. Bizi sınıfların içinde esir gibi şaaptılar. Ay hem de derslerin çoğu da boştu. Ya keriz gibi o sınıflara doldurulup yasaklarla çerçevelenmiştik. Allah onları kahretsin. Celle şaane tövbe estafurullah ya. İşte bizde böyleydi (artık sen değil siz olduğu için otomatikmen ben'ler de biz halini aldı ama olsun, düzelmeyecek bir poroblem değil.)
Bizim zamanımızda anadolu lisesi, kolej meselesi önemliydi çünkü herkes herkes gibiydi. Günümüzde herkes herkes gibi değil. Daha doğrusu herkes herkes gibi hiç kimseleşmeye başladı. (Bunu da sanırım Britney Spiears başlattı.)

Akabinde akbilleşen internet dünyasında herkesleşen hepimiz, bu sıradanlıkla kendimizi yücelterek hiç kimseye benzemez bir hal aldık ve afedersiniz sayın okur ama, yemezler. Şeytan sıradanlığı öğrenerek kendini güçlendirmeyi öğrendi. Götümün kenarı.
Yani ben o ünlülerin ne mal olduklarını ve aslında ayaklarının da ters olduğunu biliyorum.
Geçenlerde bi çeşit ünlü ile bir aradaydım. Bunlar isimlere göre değil, çeşitlere göre sıralanıyor. Yani emsalsiz olanlar da var tabii ama onlara da zaten star deniyor. Onlar da hafif, nasıl desem, yani bi tahtası eksik oluyor. Ama deli gibi değil. Durgun gibi. Azıcık durgun zekalı oluyorlar. Şimdiye kadar sanırım dört ya da beş gerçek tarla, aman tarla demişim, starla aynı ortamda bulundum. Bunların hepsi de ekime muhtaçtı. (Tarlaları değerlendirmek gerek.) Öyle hıyar gibi evlerde süzüm süzüm süzülüyorlardı. Evlerinde bulundukları zengin kimse de zenginliklerinin hakkını verdikleri için derin bir oh çekiyorlardı.
Pekiii, ekime muhtaç olmak ne demek?
Güzel bir soru.

Ekime muhtaç olmak demeeek, yani bu insanlar, zaaaart... zaaart... vaaart... vaaart...

Evet, bize ayrılan sürenin sonuna geldik sevgili blog dostu.
Bir sonraki yazımda maalesef kendime sınırlar ve çerçeveler koyan bir yapıya sahip olduğum için aynı konuya dönemeyeceğiz ve bu yüzden de bir baltaya sap olamayazağız fakat biraz çalışır da reenkarnasyon denen saçmalığı mantıklı bulmaya başlarsam neden başka bir yaşantıda olmasın diyor, hepinize mutlu dünler diliyordum.
Yarınlara ben karışmam. Bana ne kardeşim, tohumunuza para mı saydım?
(Bakınız hala sizli bizliyim. Bence bu da bir şeydir.) 





OSURUK İLİŞKİLERİMİZ




Uzun zamandır bu bloğun şifresini kayboltmuştum. Kayboltmuştum diyorum zira hiç bir şey tesadüf değildir, e öyle olunca ne oluyor? Tabii ki yaptığınız her şeyi de aslında bilerek yapmış oluyorsunuz.
He neyse, aslında şifre bahane de olabilir. Bir süredir, bir süredir dediğim bilgisayarı formata verdiğimden beri r tuşu da ayvayı yedi. R tuşuna abanmam icap ediyor ki, bu da yazılarımızı seda sayan kıvamına getirebilir diye korkuyorrrum. Bakın mesela korkuyorum derken r'ye abandığımda üç tane birden yazdı.
Neden Seda Sayan? Zira korku aslında oldukça alaturka bir tepki.
Kokular çok fena. Şu anda bunu anlatmaya üşeniyorum. Çünkü tv'de bir film var o kadar iğrenç ki, eğer bu filmin yönetmeni bu yazıyı okuyorsa kusura bakmasın ama osurayım o filme ben. Filmin adı aşk ve devrim. Tekrar ediyorum, yönetmen içine kapanmasın lütfen. zira benim de o kadar ossuruk işlerrim var ki. Ama hiç içime kapanmıyorum. Sadece iş olsa iyi. Ossuruk insan ilişkileriyle dolu hayatım.
Oh bee, şifreyi hatırlamakla ne iyi ettim. Valla içim ferahladı.
Bu bloğa yüklenmem gerekiyor. İçimi dökmeliyim.
Osuruk ilişkilerimi aktarmalıyım. Ama engin adıç gibi de olmamalıyım.  r'leri yazamadığı için siz doldurun mesela.
Ay bana yoldaş demeyin çok sinirim bozuluyo.rr
çünkü ben bazı şeyleri içimden yapmayı severim. mesela solculuğu. ben içimden solcuyumdur. şarkılarımı da içimden söylerim. Tıpı komik şeylere gülmeye üşenip içimden güldüğüm gibi.
ve içimden severim. 
ama şu an anlatmaya üşeniyoum.