25 Haziran 2014 Çarşamba

ASLINDA DAHA DA YAZARDIM DA...

Daha önceki yazıda artık net bir şekilde ayan beyan dedim ki, "bir daha bu bilgisayarla yazanı zksnler" dedim ve sözümü tuttum. Yani o bilgisayar değişti. Terbiyesizliğin alemi yok.
Tam oğlumun bir kenara attığı aşırı dandik leptopu formatlattırıp yumuşacık harflerinde nefis yazılar yazacaktım ki aniden f tuşunun bulunmadığını, yerinde düdük gibi garip bir şeyin durduğunu farkettim. Ama o kadar gıcık bir durum değil. Yani yazılabilir. Tabii çok hoş da diyemem. Sizin anlayacağınız, mutluluğu bulup da şakır şakır yazı yazmaya başlamak, yazım dünyasının fıtratında yok.
Oha! Bu arada ben bu satırları döktürürken enişteniz Kenan Işık'ın yokluğunda bir kereliğine sunuculuk yapan dünyanın en sevimsiz insanı Acun Ilıcalı'nın (kendisine buradan her ihtimale karşı selamlarımı yolluyorum) sunduğu bölümdeki eczacılık fakültesindeki kızcağızın Pasatör'ün kim olduğunu bile bilmediğini sesledi. Çok şaşırdım. Çünkü bizim evde kıstas benimdir. Eğer bir şeyi ben bile biliyorsam onu bilmeyenler gerçekten feci durumda anlamına gelir.
Hayır hayır benim için ağlama anne. Ben bilgiye karşı soğuk takılıyorum zaten. Hiç hoşuma gitmiyor. Fakat her ne kadar bilgiye karşı direnç göstersem de, aynı yarışmada sorulan Kızıldeniz nerededir sorusuna zart diye Mısır demeyi başardım. Öbür hayvan herif ne dese beğenirsiniz, valla billa Cezayir dedi. Ayooğluğayı. 
Ben kendime diyorum. Babam hariç.
Efendim, yeni bilgisayarımın tuşlarını test etme amaçlı oldukça dandik bir yazı olduğunu ben de biliyorum. Ancak yine de boş bir gecede vakit gebertmek için birebir old düşünüyorum. Mesela deminki gibi "old düşünyrm" diye telefon mesajlarını kısaltanlar çok kalbimi kırıyor.
Yani hayvanooğluhayvan, patronuna da aynını yazabiliyon mu? Ya da kıymet verdiğin birine. 
HAyır dışarıdan zaten yaz gecesi lağım kokusu geliyor. Bu İstanbul yazları sivrisineği ve lağım kokusuyla hakikaten çekilmez bir yer.
İyi ki varım.

15 Haziran 2014 Pazar

İŞTE BEN BÖYLE GÜNCEL BİRİYİM

Çokafedersiniz bir blogum olduğunu farkedip de "acaba nasıl bi blogdu" diye merak edip tıklayınca bir de ne göreyim, son yazımı dört ay önce yazmışım! O da yani şeyden, eften püften, vicdan rahatlatmak içün.
Neyse ama eşşeklik bende. Bloğu açarken düşünecektim.
Bu 'Blog' lafı bana hoş gelmiyor. Mide bulantısını anırsatıyor. Üst üste üç dört kez blog blog blog deyince siz de anlarsınız.
Fakat seri yazmama sebebim midemi bulandırması değil. 
Beni yazıdan soğutan, kitap yazmaya bile elimi uzattırmayan şey, BU KLAVYE!
Bi kere blogdaki eski yazıları okuyanla bilir, klavyemin   tuşu hatalı. Bak gene yazmamış. Klavyemin R tuşu bozuk. Ama bunu abanarak yazdım. Ayrıca Ğ tuşu da   kada olmasa da, o da bozuk. Arada temassızlık yapıyor. Haaaaa bi de en önemlisi var: O da bu leptoplarda parmek şeysi var ya,, hani mouse olarak kullanılan, işte yazı yazarken baş pamağımın göt kısmı oraya geliyor. Sonra da yazılar bir anda yukarıda bsaçma sapan bi kelimenin ortasından giriyo, bulması ayrı dert, onlaı silip yeniden yazması ayrı dert.
Yazmam daha iyi lan dedim. ve dört ay geçmiş.
Yazmayı özlemiştim fakat şimdi bu satırları yazarken yine tadım kaçtı.
Yeni bir bilgisayar almak üzereyim çünkü memo bu leptopu pij etti. league of legends diye bi oyunu var, paso onu oynuyo ve şarz girişi folloş olmuş, aniden zart diye kesiliyo filan, zaten R ve Ğ tuşları malum. 
Bugün yarın gidip bi leptop alıcam sayın kendime.
Eğer yeni yazı görürseniz bilin ki yenisini aldım, yok göremezseniz, bilin ki bizim evde bilgigasayar cıngarı (deminki gigasayar yanlışlığını ispat olsun diye silmedim çünkü yine elimin götü yazının yerini değiştirdi)
hülasa, bu leptopla bir daha yazan eşşoleşşektir.