23 Aralık 2013 Pazartesi

KISA BİR ANEKDOT MU, TOD MU YOKSA TOT MU.

              
Efendim lafı hiç dolambaçlandırmayacağım, derken dolambaçlandırma bölümünde sanırım bir nebze dolambaçlandırdım.
Neyse ki Çekoslavakyalılaştırmaya çalışmadım.
Konuya giriyorum:
Bir kimseye değer verdiğimde kılıbık bir erkek haline geliveriyorum. Nedense bunu fark eden bazı hanım arkadaşlarım da sürekli kürkler, pırlantalar isteyen kadınlar gibi bana naz yapmaya, fazla nazik halimden istifade etmeye başlıyorlar. Fakat bendeniz esasen Kadir İnanır gibi de bir hale gelebildiğimden, kendimden korkuyorum desem yeridir.
Beni en çok yoran, başıma gelen hayal kırıklıklarını yaşamak değil, onlara sinirlenme gücü bulamamaktır. Sinirlenme gücümü bulduktan ve içimden afedersiniz "assktrr lan" dedikten sonra hava hoş. Yani ben cingenleşebiliyorsam kendimi o konudan kurtarmışım demektir. Ama cingenleşemeyip de o kırgınlık halinde asil asil oturmak zorunda kalıyorsam o zaman verem dahi olabilirim. Ama cingenleşebiliyorsam çok rahatlıyorum, çıbanı boşaltmış oluyorum. Sinirim minirim kalmıyor.
Mesela bugün iki kişiye çok darıldım. Fakat içimden akşam vakitlerine doğru "adam mısınız lan siz assktrin hıyaraaları, düne kadar ajlıhtan ölüyodunuz" diyebildikten sona onlara olan sinirim ve kinim geçti.
Çingenlik olmasaydı ben bugün belki de varolmayacaktım.
Yazıya başlarken kendimi sevilmeyen, değersiz biri olarak görüyordum (bunda klavyemin r ve ğ tuşlarının hala bozuk oluşunun da payı büyük, çok bastırmak sinirimi bozuyor) fakat bunu yaşamama sebep olan kişilerle ilgili yukarıda geçen konuşma tırnaklarını hayata geçirdikten sonra bi rahatladım bi rahatladım, allah seni inandırsın çok rahatladım.
Sizin de sinirinizi bozanlar varsa yollayın içimizden aşağılayalım, taa hocağefendilere havale etmenize gerek yok yane.

17 Aralık 2013 Salı

RADYOLARDA KADIN KOTASI

                    
Dün bir radyocu arkadaşımla telefonda konuştuk.
Artık radyo denilince içime afakanlar basıyor. Sanki tedavim tamamlanmış ve taburcu olmuşum, orası da her gün iki saat trafikle gidilen, baş tabibi sert, en ufak bir karşı çıkışta iğneyi damarına zorla sokuveren bir tımarhaneymiş de, tekrar duble kapılı, süngerli odalara tıkıştıracaklarmış beni gibime geliyor.
Bu sarih anlatımımdan sonra meseleye dönelim: Dedi ki, "O radyoda da sadece bir kadın DJ çalıştırıyorlarmış."
"Nasıl yani, başka hangi radyoda böyle kadın kotası var ki?" dedim. 
Aslında böyle bir şey olduğunu, yani çoğu radyonun kadın programcı çalıştırmadığını ve mesela diğer bütün radyolarda da taş çatlasın bir ya da iki kadın programcı çalıştırıldığını biliyordum ama beni sinirlendiren şeyleri sanki bilmiyormuş gibi baştan duyup tekrar tekrar sinirlenmeye bayılırım.
Yani lafı uzatmayayım, iş yerlerinde nasıl ki bir sakat kotası vardır, bir görme özürlü çalıştırılar, ya da yürüme engelli birini, kadınlar da bu sakat kontenjanındandır.
Buna kimse inanmak istemiyor ama bu böyle.
Bu böyle amk böyle işte. Açın bakın o zaman inanmıyorsanız.
Lümpen yöneticilerin verdiği kararlar radyolarda tıkır tıkır işliyor, yıllardır hem de.
Siz de gariban çocuk yayında ağzını yana eğerek "limburu going efem" dedi diye kendinizi yurt dışında hissediyorsunuz. 
Hee, hissedin hele biraz daha. 
Gök yüzünde "vah beni vah beni" tüküsü ağıdını yakarken, hissedin ank.
Bundan böyle her sabah yazı yazayım bulokuma da görün gününüzü.


15 Aralık 2013 Pazar

BOŞ VEEEEERR......

                     
Aman yarabbi! Okula yallah ettik ama edene kadar o da ağzıma etti.
Nasıl bir iştir çocuk yapmak, nasıl bir kafa yapısıdır çocuk yapma kafası, anlamadım ki.
Bir kerelik zevkin bedeli, ki o kadar da zevkli işler değildir yani, atla deve değildir, çok magazin malzemesi olduğu için öyle gibi gazlanır ama sanmıyorum bir Adem, bir Havva iki tek attılar diye koskoca cennetlerden atılsınlar. Eğer öyle bir sebepten atıldılarsa da ossuraaym ha öyle cennete tövbe rabbil alemin.
Sabah 06.30’da büyük zorluklarla ve her sabah olduğu gibi saatin çalma anında “Bugün zıbarıp uyusam da bu sabi okula bugünlük gitmese de hepimiz uykumuzu mu alsak” rutinli fikrimi aklıma getirip yataktan doğruldum.
Bir aile geleneği olarak, anneannemin yaptığı gibi sabahlığımın kuşağını bir metre geriden hısıııır hısııır sürüye sürüye mutfağa gidip mokkayı ocaa koydum. Sabahları batılı hissetmek beni motive hissettiriyor. Etmiyor ama hissettiriyor. Ona da şükür elbette.
Arada içeri boynumu uzatıp çocuğa, yani Memo’ya hadi kalk hadi kalk, dedim durdum ve mokka cezvesinden tıkırtıların geliş vaktine kadar maillerime filan baktım.
Efendim bendeniz bundan bin sene önce Zart Kabakâât ismiyle bir facebook sayfası almıştım. Ama mesela kaç sene önce biliyonuz mu, bakıyım bi… o manita vardı, ondan önce şu manita vardı (parmak hesabı değil biz manita hesabı yaparız) demek ki yaklaşık 7 sene önce alıp bi daha da yüzüne bakmamışım fakat ara ara oradaki insanların doğum günlerini hatırlatıp durur.
Bana facebook çok karışık ve külfetli gelmişti. Sürekli bi şeyleri takip etmek gerekiyor, millete fotoğraf paylaşıyon, onlarınkini beğeniyon, parmak işareti yapıyon, yapmazsan, yorum yazmazsan haybeye düşman ediniyon filan. Darlanmış, iki üç ay takılmaya çalışıp bir daha da yüzüne bakmamış, hatta hesabı kapatmıştım. Derken nasıl oldu bilmiyorum, son zamanlarda oradan yine haberler gelmeye başladı. Bilmem kim bilmem ne fotosu paylaştı, bugün bilmem kim bilmem kimle arkadaş oldu, yok efendim bilmem kime nispet etti filan. Nasıl öyle hortladı anlamadım.
E tabii 7 senede ilişkilerin afedersiniz amına da konabiliyor tabii.
Mesela oradan bir ropsu çocuğunun bugün doğum günüymüş. Bu pezevenk, benim oğlan küçüktü, bebecikti, ben de her Türk kadını gibi çocuğunu tek başına büyüten biriydim, para pul kazanmam çok önemliydi, ki hala da çok önemlidir, bu sabah bakmayayım mı ki bu itooluitin yayınevi deli para basarken bana beş kuruş vermeyen ibinonun doğum günüymüş. Derken benim sinirler sen bi geril, bi geril, mokka da orada bütün batılılığıyla fokurdamaya başladı fakat ben ona da kızdım, yani havan kime lan, krizden gözünü açamıyon, Napoli çöp deryası olmuş, hala fıkır da fıkır.
Neyse, bu herifin bana olan borcuyla kendime gelip çocuğa da kızdım. Kalk ulen adamı hasta etme, ben sen okula gitçen diye kalktım bu saatte.
“Ben daha çocuğum, uykuya ihtiyacım var” diye seslendi yataktan.
Esas benim uykuya ihtiyacım var. Ben de yetişkin olmam gerekirken bir bok değilim. Hiç bi şekilde işten anlamıyorum, hakkını istediğinde bi de üstüne yarı deli havası yaratılıyor, bu ne pişkinliktir!
Efendim Allah kimseyi memur çocuğu yapmasın.
Allah hepimizi ropsu çocuğu yapsın. Neden mi, yoksa diğer ropsu çocukları hep böyle sinirlerimizi harab edecek.
Her neyse, bunlar geçmişte kaldı, o ropsu çocuklarının yerini yeni ropsu çocukları aldı. Gün olur devran döner dedikleri hikaye sadece oyuncu değiştiriyor, devran hep aynı.
Ama bişey diycem, ben aslında hatanın bende olduğunu bilecek kadar kendini yetiştirmiş biriyim. Fakat o hatayı düzeltmeye üşenecek kadar da tembel.
Gerçekten.
Şimdi sen sağ ben selametim.
O lavuk, yani yayınevi olan lavuk da şapkası düştü keli görüneli bin yıl oluyor fakat hala facebboktaki fotosuna baktım, insan tabii ne yapsın, kuyuğunu dötüne yapıştırıp uçurumdan mı atlasın, kendini haklı hissede hissede yaşıyor ve hatta manita araklamak için kafayı üzgaa verip saçları uçuşturup hava yatmış kendine. Ne yapsın. Allah sebep veriyor. Versin de.
Helali hoş olsun, boş ver.
Kenan Doğulu’nun on beş sene önce paparazzi programında Yeşim Salkın yeni bir hayali ihracatçı bulduğunda arka planda Bodrum’da sesi gelirken dediği gibi: Boş veeer.
Mesela orada mevzu Yeşim Salkım’dı, Kenan Doğulu’nun sadece arka plandan sesi gelmişti ama aklıma kazınmış o “Boş veeeeer” sözü.
Demek ki neymiş, her zaman söz uçup yazı kalmıyormuş.


Demek ki bu hayatta sadece, boş vermek kalıyormuş.