30 Eylül 2013 Pazartesi

TEHLİKELİ İLİŞKİLE

                                                    
Şükür kavuşturana blog dostu!
Öncelikle R tuşumun hala hasta olduğunu belitmek isterim. Çok bastırmazsam çalışmıyor.
Evde çok çatırtı kopardığım için çüşş, ohaa, yuuh gibi laflara maruz kalacağıma dedim, yazmam daha iyi. Tohumunuza para mı saydım neticede, okumazsınız olur biter. Ha, şimdi işte yine aynı sorunsal: Bir sanatçı kendisi için mi, yoksa sanatsever/edebiyatsever için mi üretir.
Sonbahar geldi ya, içim hüzün kaplama oldu. Bu yüzden her yeri yakıp yıkasım var. Elbette üşendiğim için bunu yapmıyorum. Bi de zaten sini kizi geçiip daha önce evi dağıttığım çok olmuştu fakat nerden baksanız on iki - on üç senedir bu tip aşırı hareketler yapmıyorum. Neden yapmıyorum, e çünkü dağıttıktan sona ben topluyorum da ondan. Aynı şekilde bi iki kez sinilenip çok pahalı telefonlarımı duvara attığım olmuştu (fakat modelleri geçmişti zaten) gidip yenisini aldım. BU yeni alışlar günümüz tüketim toplumlarında bi süreliğine gerilimi azaltsa da, meseleyi tamamen geçirmeye yetmiyor. Fakat yine de yeni mal aldığınızda da sinirlenirseniz, mesela ben, yeni telefon ya da benzeri taşınabilir elektronik cihaz aldığımda bi sinir ortamı oluşursa onu en yumuşak yere hop diye kibarca atıyorum. Atarken de frene basan laflar ediyorum:
"Ne biçim konuşuyon ki sen allah allaaah" diyorum mesela. Burada hanımefendiymiş de, sinirlenmeyi pek bilmiyormuş gibi davranıyorum. E siz de takdi edersiniz ki taksitleri devam eden bir telefonu kırmak akıl karı olmaz. Hem o yaşları geçtik.
Mesela bu yazıyı yazarken evde kimse olmadığı için çok rahatım. R tuşu çalışmayınca takır takır indiiyorum ensesine. Fakat enteersan bişey fark ettim:
Bu klavyenin r tuşu bozuk ya; hani temassızlık var ya, enişteniz de r'lei söyleyemiyor, bir ara şüphelendim acaba enişteniz bir hainlik mi yaptı. Neticede bibirinizi sevseniz, aynı evi paylaşıyor olsanız da, aslında erkek ile kadın bibirlerine düşman iki cins. Neden olmasın dedim, bozmuş olamaz mı... Yani dünyada ne manyaklar var; yıllar yılı sapık olduğunu anlayamadan bi arada yaşayan nice insan var. Belki enişteniz de manyaan teki ve geldi benim r haflerini bozdu.
Sona dedim ayça saçmalayıp durma. Baksana adamcağız kırmızı yanaklarıyla şeker gibi oturuyo hiç bi şeyden haberi olmadan. Sonra dedim ya rol yapıyorsa... Yani ben yana doğru bakarken onun gözleri kırmızı olup sırıtarak bana bakıyor ve tam ondan yana baktığımda nomalleşiyo olabilir. Sonra dedim saçmalıyosun ayça. Sonra unuttum.
Fakat dünden beri o korkunç olay gerçekleşti: KLAVYEMİN Ğ TUŞLARI DA BOZULMUŞTU!!!!
E bu herif r'leri ğ diye söylüyor?
Sonra dedim ki, yok ayça dedim, hiç bir psikopat bu kadar bire bir çalışmaz. Azıcık akıl oyunu yapar. Yani kalkıp da göz göre göe r'leri bozacak, ardından da yımışak g'leri bozacak, mümkün değil. Sonra dedim ki, ulan dedim, birebir düşünmez diyeceğimi bildiği için belki de geldi ve bire bir bir iş yaptı? Ne belli?
Sona baktım orda mal mal oturuyo, hiç bir şeyden habersiz gibi duruyor. Kafamı sanki normal normal çeviriyomuş gibi yaptım sonra hop diye aniden ona doğu baktım. Çok sakindi, hiç bi şey olmamış gibi davranıyordu. Yok yaa, yemezler dedim, tekrar kafamı sakince çevirip tekrar aniden bi döndüdüm, ahaaa, o da nesi, bana bakıyordu! İşte böyle basarlar adamı!
Nooldu dedim, ne ne oldu dedi. Hafifçe gülerek oyununu gördüğümü belli etmeye çalıştım, bırak şimdii dedim, sen bilirsin sen bilirsin uydurma şimdi dedim, sessizce bakmaya devam etti. Anlamazdan gelme dedim, ne diyosun ayça yaa bişey düşünüyorum anormallik yapma dedi. Yok yaa, dedim, oğlum ben kaçın kurasısın, aman kurasıyım biliyon mu sen dedim, ya bi git allaaşkına ya, dedi ve yürüyüşe çıktı.
Yakalandığı için korktu ve yürüyüşe çıktı.

9 Eylül 2013 Pazartesi

SONBAHARA GİRİŞ

Bu aralar duygu durumumda oldukça çalkantılı bir dönem geçiriyorum.
Aslında kendime yeni bir kulaklık almadan önce hiç de böyle bir dönem geçirmiyordum.
Fakat geçen gün yeni romanımın son paragrafını yazıp, noktasını da koyunca "Ayça, anam kalk sana güzel bir kulaklık alalım bacım" deyip, soluğu bi bilgisayar dükkanında aldım.
Aslında demin size yalan söyledim. Evet romanım bitti ama bilgisayar dükkanına kendime kitap bitirme hediyesi almak için gitmedim. Annemin daha 1.5 sene önce aldığımız Samsung laptopu tamamen yandığı ve çöpe atıldığı için, yeni bilgisayar almaya gidince ben de formatlanmasını beklerken kulaklıklara bakma fırsatı buldum ve hediye bahanesiyle o kulaklığı, yani bu kulaklığı aldım (ve şu anda bu yazıyı yazarken o kulaklıktan, yani bu kulaklıktan aşırı yavşak bir şarkı dinliyorum. Chris Botti diye bir herif var, onun böyle Frank Sinatra gibi bir herifle yaptığı düet. Normalde iyidir bu herif de, araya bu tip osuruktan yavşak amerikan cazımsı şakıları karıştırmış maalesef.)
                                           
Neyse, annemle gittik işte bu bilgisayarcıya ve ona sadece okey ve kelime oyunu oynayabileceği bir bilgisayar aldık.
Annem çok komik bir kadındır fakat biraz kavgacıdır.
Mesela sizi görsün, bir dakika içinde kalbinizi fethedip onuncu dakikada ağzınıza sıçabilir.
Bu gerginlik de onu daha heyecanlı kılar. Fakat elbette bunu kırk seneye yayınca kalp bölgenizde belirgin şişlikler, karnınızın içinde de hani gazetelerde çıkar ya, "15 kilo kütle varmış midesinde" diye, onun gibi ağır rahatsızlıklar hissedersiniz.
Neyse, annem orada tezgahtaki çocukla tatlı sert ilişkisini oturtmaya çalışırken, ben de gidip kendime Sennheiser kulaklık aldım. 138 lira yazıyordu ama ben sanıyorum ya 99 liraya ya da 108 kadar indirttim. Tam hatırlayamadım şimdi. çünkü bilmem ne indirim günü varmış ctesileri, ben de cuma gününü ctesi saymazlar ve o yüzde 25lik indirimi yapmazlarsa çirkefe bağlayacağımın sinyallerini verdim, hemen yaptılar.
Zaten ben de olsam yapardım. Neden mi? Öyleyse okumaya devam edin:
Efenim, anasıyla gezen kadınlardan bendeniz her zaman hem korkmuşumdur, hem de hafiften hüzünlenmişimdir. Onlar hayatta her şeyi göze alırlar.
Şimdi anneleri BİRAZ (mı!) konuşkan kadınlar anneleri ilk etapta ön planda olduğu için daha makul görülebilirler. Oysa anneleri ikinci plana geçip de kızları sahne alınca, o kadınların analarından çok daha beter marazlı olduğunu görürsünüz.
E dersiniz, az önce ben bu kadına anasının aslında biraz delice olduğunu anladığımı belli edip, onunla bir nevi ortaklık kurduğumu saygılı bir dille ifade ettim, meğer kadın anasından bile daha deliymiş dersiniz.
Ben mesela bu riyakarlığı çok yapmış ve tek başıma göt üstü kalmışlığı çok yaşamışımdır. Yani ortaklık kurduğunu sanırken riyakarca ortada kalmak. Kötü bir histir.
Annelerimiz yaşlanır ve bizler onlarla kavgalarımızı ederken aslında onların yaşlanmalarına sinirlenmekteyizdir, hayatın acımasız normal gidişatına isyan etmekteyizdir...
Of ulen of...
Kulaklığımı aldığımdan beri çok hırpalandım.
                                                       
Takıp takıp çok uzun yürüyüşlere çıkıyorum. Çok üzülüyorum.
Çocuklarıyla gezen kadınlara, bir kel balık tutmuş balıkçının yanında durarak dostluk kurmaya çalışan uçmayı öğrenememiş tavuk gibi martılara, sigarası ağzında dört yaşlarında pislik içindeki kız çocuğuna ses etmeyen anne çingenelere, yanındaki manitayı nasıl düşürdüğünü anlayamadığım, gururla gezen aşırı kısa, gözü doymaz erkeklere, bakıcısı rus kadınlarla tekerlekli sandalyede deniz manzarasının önünde tepkisizce oturan çok yaşlı kadınlara (nedense hiç erkek yok böyle,) güneşin alnında "çay satıyom, çekidek satıyom" diyerek umutlu umutlu gezen aslan gibi insanlara, sevgilisiyle buluşmaya giderken naylondan paıl parıl kırmızı eteğinin altındaki yaz günü kışlık ayakkabısının topuk kenarı erimiş ve yürürken sistem oturtmuş kızcağızlara ve bin türlü şeye.
Hayat her zaman o kadar sıradan mı sıradan, heyecanlı hüzünlerle dolu. Fakat bu hüzünler nedense her seferinde de verem edecek kadar ağır.
Ve müzikler bulamaç gibi zıpçıktı karanlığıyla beni geçmiş ve gelecekten koruyor. Bedeli de, çok yorucu o 20 kilo hüzün oluyor.
http://www.youtube.com/watch?v=rHW90UCQtos
Siz bu satırları okurken Anadolu Yakası öyle bir lağım kokuyor ki, evde hekes birbirine soruyor: Sen mi osurdun, sen mi osurdun.
Elinin körü! Şurda bi acıklı yazı yazamayacak mıyız. Hayata bak be!