31 Temmuz 2013 Çarşamba

AŞK YAZISI

                             
Abi ben çiftlerin ayrı zamanlarda yatmalarına, yani uyumaya gitmelerine çok karşıyım.
Bi kere benim manita yapmam öyyyle uzun bir zamanımı aldı ki size annnlatamam.
Biz büyürken bizi kandırdılar şimdi taam mı.
Yani bunu dandik pop şarkısı tadında demiyorum: "bana yalan söylediler vır vır vır" demiyorum. Harbiden yalan söylediler.
Bize dediler ki, "kızlara çok asılan olur, nazlı durun, aslan gibi durun, geleni tersleyin, gideni tersleyin."
E biz de ne yaptık, gelene vurduk, gidene vurduk. Ahah tövbe estağfurrullah ramazan günü, yani erotik olarak değil, bildiğin kastre edercesine kötü davranmak manasında vurduk yani.
Sonra birden bir farkına vardım ki, durduk yere kötü davranıp dururmuşum, heriflerin zaten benimle işi olmazmış. Onlar meğer kendilerine iyi davranan, dert tasa çıkarmayan, mümkünse de erotik mesajlar içeren kadınları severlermiş. Dertsiz, zahmetsiz, kırışmayan.
Ya ben bunu farkedince ne kadar fena oldum anlatamam.
Derken oldukça geç bir yaşta eniştenizi tongaya bastırdım. Ona sanki zahmetsiz, rahat manita ayakları yaptım. Yani kötü hiç bir huyumu belli etmedim. Onu köşeye kıstırana kadar bunu yaptım. Hatta ve hatta sanki kavun bile severmiş gibi taklit yaptım, kii, neffret ederim ben kavundan. ama işte sanki severmiş gibi yaptım, kavunu bile.
Efendim bendeniz "ben yatıyorum" diye bir şey kesinlikle kabul etmiyorum. Yahu biz bunca yıl neler çekmişiz manita yapıcaz diye, kafa dengi bulucaz diye.
Hülen uyutur muyum bee, hayır erotik manada uyutmazlıktan bahsetmiyorum. Ben nefret ederim seks denen illetten ve seks seven it kopuktan. Öyle değil, oturucaz. Kaçsa kaç. üçse üçte uyuyacağız, ikiyse ikide.Kimse kimseyle konuşmasa, tavanı seyretse bile, göt göte oturucaz. Ama önceden gidip de yok efendim "ben yatıyorum da, geç olmuş da" diye bir şey kabul etmiyorum.
Şimdi o yorgun ayakları yapıp içeri giderken ses etmedim. Ben gitmeyince birazdan düşer buraya.
Canım ya, ben gitmeyince kıllanır arızaya bağlıycam diye, gelir şimdi.
Ya sevgili olmak güzel bişey ya.
Ama kafa dengini bul. yoksa boşver.
Valla bak. Hiç değmez.
(Aha da geldi. Ya çok tatlıdır, yirim yirim...)


28 Temmuz 2013 Pazar

TATİL VE PSİİKOLOJİ YAZISI

                       
Hep ecnebistandaki tatil yerleri ile proleter ruhumu kaybettiğimi sanmayın.
Bakın ben çok arada kalmış biriyim. Hem konfor çok seviyorum hem de amatör ruhumu kaybetmek istemiyorum.
Bu yüzden arabaya atladığımız gibi bu hafta sonu kendimizi Ağva'da bulduk.
Neden arabaya atladık?
Güzel soru.
Arabaya şundan atladık: Ben şimdi arkadaşın bi dergisi var: e-motoring diye bi dergi, (http://dergi.e-motoring.com/) buraya yazı yazıyom ve mannnnyak arabalar veriyolar her ay, onları kullanıp diyelim 1 hafta filan, deneyimlerimi yazıyom. Çok kebap iş.
Bu ay da Jeep Wrangler verdiler (yazısını henüz yazmadım, ay başında üstteki linkten okursunuz artık) onunla 'git off road yap bacım' dediler.
Abi ara ki off road bulasın. Biz de kalktık ayağımızın tozuyla Ağva'ya gittik.
Enişteniz Ege manyağı. Deniz insanı manita. Her sene inek gibi denize girmezse içine kapanıyor, morali bozuluyor, sanki dersin Sen Bernardı karlara çıkarmamışın da tribe girmiş. Bu yüzden sevdik bi kere, biz de peşine takılıp mehle mehle geziyoruz. Ki ben o kkkaddarrr üşenirim ki tatil yapmaya, o kadar olur.
Sırf üşendiğim için ne kadar çok yıllık izin almadığımı bilseniz direkman kıro dersiniz.
Neyse işte, bu enişteniz Karadeniz'e daha önce hiç gitmemiş. Ege'den başka deniz, laos'tan başka balık tanımıyor. Merak etti Karadeniz'in suyunu.
Ben de nası korkarım o Karadeniz'den, üf!
Kumlara ayağımı soktuğum anda psikolojik olarak çökerim. Altımdan zemini alıyorlarmış gibi gelir. Bu da psikolojide sanırım oral döneme denk geliyor. Anne memesi dönemi.
Derin mevzular.
Karadeniz'de ölmeyen yoktur bilirsiniz; kumlar sizi alır yutar.
             
Meğer yutmazmış. 'Çeken akıntı' diye bir mevzu varmış, deniz seni alıp 100 - 300 metre filan sürüklermiş, sen taklaya geldik sanıp çırpınıp yorgunluk ve panikten ölürmüşsün.
Bu yüzden hiç bir şey yapmadan suyun seni bir süre sonra bırakacağını bilerek sadece su yüzeyinde durmaya çalışmalıymışsın. Sonra seni bıraktığı yerden de yana yüzerek kıyıya çıkmalıymışsın. Bu şekil bir şey.
Enişteniz konuyu çok merak etti. Bu kadar alengire alışık değil, Ege'nin siesta insanı neticede.
Gittik Ağva'ya. Manzara süper. O bölge komple Capri adası gibi. Denizin rengi çok müphem. Yani bulanık, böyle bulamaç gibi.
Fakat şimdi 'Karadeniz'e laf ediyor vay anam vay, gelin dostlar linç edelim' diyecekler diye biraz tribe girdim. Malum halkımız milli konularda hassas, bizler de korkak sidiklileriz, dedim başımıza iş gelmesin.
Öncelikle Karadeniz'e değil, zemine diyorum, bunu belirtmek isterim. Karadeniz yoksa ne kadar nefis bi yer. Orası kesin. Cennet Karadeniz.

Ben denize girmedim. Karadenizin güzelliklerini seyretmek için kıyıda kaldım. Deniz de zaten coğrafi olarak balçık gibi ama Karadeniz'le alakası yok durumun dediğim gibi; tamamen debi olayı.
Sonra enişteniz bir süre dalgaların arasında hıyar gibi şaşkın şaşkın kaldıktan sonra yanıma geldi ve 'Bu deniz, eskiden inşaatlarda kireç havuzları olurdu, onu boşalttıktan sonra içini suyla doldururlar, inşaat işçileri girer serinlerdi, bu deniz ona benziyor' dedi.
                                  
Fazla gülmedim çünkü yanımdan kumlarda koşarak giden terlikli bir kadın vardı, onun terliklerinin topuk bölümlerinden avuç avuç kum fırlıyor, herkesin ağzına giriyordu. Bu yüzden kurnazlık yapıp, ağzımı açmadan mh mh mh mh diye güldüm.
Evet heyecanlı tatil yazılarımız yaz boyu devam edebilir.
Bundan sonraki tatil yazımız sanırım Göztepe Parkı ile olacak zira insanlar çocuklarını mayoyla fıskiyelere sokuyor, bu Memo ile ikimizin çok hoşumuza gitti.
Ya ben ne aptalım, şimdiye kadar gitmediğim yılllık izinlerden neden para koparmadım. Hay Allah ya. Bak canım sıkıldı şimdi.
Çok şuursuzuz ya. yasal haklarımızı bilmeden hıyar gibi yaşıyoruz. Fakat işin kötüsü patronlar yasal haklarıyla ilgilenenleri hiç sevmez. Fazla yaşatmazlar yani.
Ne diyordum ben, haa, Ağva.
Ağva'dan hemen kaçtık. Bir kere orada arkadaşlarla yemek yemiştik ve çok fena boruyu döşemişlerdi.
Zaten altımızdaki jipten dolayı restoran sahibi adamlar, zenginler geldi diye ellerini ceplerine soktular (erekte oldular.)
Biz de Şile'ye gidip orada balıkçı teknelerine oturup balık malık yedik. Canımız sardalya istiyor dedik, servis yapan çocuk 'aldırayım size sardalya' dedi, masaları toparlayan diğer çocuksa 'Demin gittim, yoktu sardalya' dedi fakat suratında öyle meymenetsiz bir ifade vardı ki, masadaki beşimiz birden derhal palavra sıktığını anladık herifin.
Yalnız farkındaysanız, olayımız tatil yazısını aşmaya başlayıp psikoloji yazısı haline gelmeye başladı:
Adam belli ki ya büyük balıkla kayacak bize, ya da sardalya almaya üşendi, 'tamam o zaman biz gidip biraz balıklara bakalım' diye balıkçıya gidip sardalye alıp geldik. Psikoloji bilgimiz çok işimize yaradı.
Anadolu çocuğu yer mi bee.
O da bozum oldu hıyaraa.
(Acaba saygın gezi ve belgesel dergilerinden yazı teklifi gelir mi)

19 Temmuz 2013 Cuma

TATİL YAZISI ZART 2

Efendiiim, bir yazımızın daha başına geldiiik... Ne hoş. Bak daha dün anca sonuna gelmiştik, bugün yine başındayız. Çok hoş bir durum aslında. Fakat çoğu bunu görmezler. Onların kafalarına geyik boynuzu takacağız tövbe estağfrullah.
Haa, tövbe estafurullah dedim de aklıma geldi; Yunanistan'daki en büyük küfürlerden biri 'boynuzlu' anlamına gelen, sıkı durun, 'Kerata' sözcüğü. Yani bizdeki o sempatik laf aslında burada çok büyük küfür.
Bir de 'malaka' var. O da, çok büyük özür dileyerek, 31'den beyni sulanmış, ergenliğe yeni adım atmış, genç anlamına geliyor.
Bendeniz ecnebi kültürüne çok önem veriririm. Benim için bir dil bir insan, iki dil iki insan ve beş dil de beş insandır. Dünyada kaç dil varsa o kadar insan oluyorsunuz yani. Ha, bu kadar kalabalık iyi bir şey mi, evet, orası tartışılır. Ama mesela bizden bir tane daha olsa fena mı olur? (Politikacılar çok çocuk yaparak nüfusu artıracaklarına, mesela konuşulması yasak dillere ağırlık verseler daha çok ve az maliyetle insan olur kanaatindeyim.)
İşte bu yüzden, gittiğim coğrafyalarda en azından küfürleri öğrenmeye gayret ederim ki, benim de çorbada tuzum bulunsun.
Gelelim tatil yazımıza.
Bu amk'nun ipad'inde nasıl fotoğraf yüklenir, neden beceremiyorum gerçekten anlamıyorum. Şimdi isterseniz adım adım fotoğraf yüklemeye çalışalım. Hayır bunu başarabilsem vidoo da ekliycem çünkü. Bi saniye... (Saniyeler sonradan devam)
Olmadı..Google bişey indir dedi fakat indirmedi. Neyse ya, fotoğrafla mı doğduk annemizin karnından di mi ama. Fakat fotoğraf olmayınca da asabım bozuluyor. Yani tatil yazısı fotosuz, kumsal denizsiz olur mu. Şu anda yediğim için büyük pişmanlık duyduğum 'tiro pita'nın resmini göstermek istiyordum mesela sizlere. Fakat yarısının resmini.
Sizler de fark etmişsinizdir, canım aslında yazmak isteyerek başladım fakat foto yükleyemeyince canım sıkıldı ve şu anda yazı yazmaktan sıkıldım. Fakat bir işi sıkılarak yapmayı ve sonucunda da çevremdekileri kendimden nefret ettirmeyi çok severim. Elimde değil, seviyorum. Bu yüzden devam edeceğim.
Bu gürültü ne bee! Yav sevmiyorum ben böyle motor seslerini. Sevenler var. Yani motor gürültüsü olsun diye motosiklet alanlar var. Yok mu? Var. Bu ufak memleketlerin de mobileti bol oluyor anasını satayım. Gerçi hepsi aynı hesap; büyük ve canavar gibi motorlar (mesela kavazaki, mesela bemeve) çok gürültülü ama mobiletler de yanık yanık bağırıyor. Biri çok bağıran bir pop şarkıcısı, biri yanık yanık bağıran arabeks sanatçısı. Ben kültürün hiç bir çeşidine karşı değilim. Ben gürültüye karşıyım.
***
Öncelikle konsantrasyonumuzu sağlayalım ve akşam iftardan sonra gideceğimiz rebetiko gecesini yazmak üzere tırnaklarımızı keselim. Zira eski yazılarımızı okuyanlar, uzun toynakla yazı yazamadığımı iyi bilirler. Şu anda foto olsaydı işte sizlerin de görebileceğiniz gibi tırnaklarımın faraş gibi iki yana doğru açılarak uzadığını ve burnumu kaşırken (bakın kaşımak diyorum,) yanlışlıkla içini çizip acıdan gözlerimi yaşarttığını da fotoğrafsız olarak sözlerime eklemek isterim.
Rebetiko gecesinin fotoğraflarını umarım yarın sizlerle paylaşırım.
***
Gelelim tatil yazımızın çok çirkin bölümüne. Bugün ismini vermek istemediğim iğrenç bir insandan, denizde sıçınca tek parça çıktığını, bölemediğini öğrendim. ''Dayanamayaccak kadar kakan gelirse, işin püf noktası, rüzgarın karadan esiyor olmasıdır yoksa karaya doğru bir rüzgarda rezil olursun'' dedi. Onunla tatilden sonra bir daha görüşmeyi düşünmüyorum. Üstelik yavaş yavaş da bağlarımı zayıfflatmmaya başladım. Mesela alman hesabına geçtik, ki, bendeniz, 'bir sen öde, bir ben ödeyeyim' yöntemiyle içten içe ilişkileri zedelemeyi, ''hallederiz'' mantığıyla sinsi sinsi kazıklanmış hissederek gıcık kapmayı çok severim her Türk insanı gibi. Bir de mesela rezervasyon yaptırınca iptal etmeyi de hiç sevmem, yine pek çok Türk insanı gibi. Hatta ve hatta birisine benim adıma rezervasyon yaptırıp 'bu akşam geliyoruz' deyip sonra gitmemeyi ve onlar aradıktan sonra 'haa, ben de tam sizi arayacakktım (akşam olmuş) rezervasyonu benim için iptal eder misiniz, ya nolur kusura bakmayın çocuk trip yaptı (Türk kadını hep çocuğunu öne sürer)' demeyi de çok severim pek çok hemşerim gibi.
YY







18 Temmuz 2013 Perşembe

TATİL YAZISI

Şu anda ismini vermek istemediğim bir Yunan adasında, kafamızı dinliyoruz. İsmini vermiyor olma sebebim, şimdi buranın yavaş yavaş ağız yollarıyla yayılıp pahalı ve kalabalık hale gelmesi. Oysa biz buradan, özellikle de bu köyden ucuza bir ev kapatmanın derdindeyiz.
Sonunda ''inn'' yazan bir otelde, kahvaltı hariç 35 yuro ödeyerek bir daha nah kalırız çünkü burası Türk zenginler tarafından dolarsa. Allah muhafaza. Üstelik Demet Akalın cıstağı da cabası. Bu şelale sesini de babayı bulursun bir daha.
Üstelik dün bir kahvehanede kırık türkçeli bir herife de rastlamışız ki, dedesinin mübadele zamanı eşeği ölünce gömdüğü altınların yerini de söylemiş, artık zengin olmamız da an meselesi. Fakat zengin olup bu adadaki mutluluğumuzu kaçırmak istemiyoruz.
Temin de bahsettiğim gibi, kaldığımız odanın dibinden, 24 saat akan bir şelale dereciği geçiyor. Bütün gece o sesle uyuyorsunuz.
Belki aranızda deliler vardır, onlar iyi bilir, delileri su sesi ile iyileştirirlermiş.
Bergama'daki tarihi akıl hastanesinde her odanın dibinden su geçirildiğini ve tee milattan önceden beri delileri bu şekilde iyileştirdiklerini büyük Türk delileri veyahut kökenleri Mezopotamya'ya uzanan bu topraklarrın insanları, iyi biliyordurlar.
Ve dün o şelalenin suyuna, ayaklarımızı sokma gafletinde bulunduk.Çok üşüdük. Ama nası bi üşümek. Afedersiniz ya kutup arısı sokmuş ya da buz dağı dondurma olmuş gibiydi.
Ama bu, dondurmanın sadece görünen kısmıydı. Vanilyalı kısmı ise altta kalmıştı.
Tam karşımızda, Allah sizi bu yazıyı okuduğunuz için affetsin, ramazan günü kombinasyonu 9 liraya muhteşem bir et seti var. İftarda gelip yiyoruz ve şarraplara kesinlikle ellemiyoruz.
Çünkü ben ramazanda asla içki içmem.
Memleketimizin güzel bir inanç anlayışı vardır. Mesela ramazanda asla içki içmeyen kesimin yanında gazetede okumuştum, ramazanda tecavüz etmeyen sapıklar da varmış.
Ayrıca ufak mafya, belalı bir adam hakkında bir şey duymuştum, arkadaşın dayısıydı, tefecilik yapardı (bir gece kafasına tekk kurşun sıkmışlar) o, bütün bu belalı hayatında ibadet olarak, asla kurban etiyle rakı içmezmiş.
Her neyse sevgili blog dostu; şu anda ucuz otelimizin, dev çınar ağaçlarına ve duvar gibi yemyeşil dağlarına bakan balkonunda oturmuş bu tatil yazısını yazarken, su sesinin biraz başımı ağrıttığını farkettim. Şakaklarımdan biri tutmuş serum fizlyolojik dolduruyor gibi kulaklarıma. Aslında bu güzel bir Ebru Gündeş şarkısı olabilir:
''Tutun beni şakaklarımdan
Sıktın fizyolojik serumu,
Bir ağrı çöktü bağrıma
Aldın sen de benim ahımı''
Bu şekilde devam ettirilebilir. Yani devamını da yazarım da, şu anda konsantre olmam gerekiyor.
Aslında bu ipad'in kendi galerisinden fotoğraf nasıl yüklenir bi bilsem sizi foto manyak yapıcam ama öğrenmeye üşeniyorum. Dolayısıyla tam teşekküllü bir tatil yazısı olmadı  ama foto eklemeyi öğrenirem kendimi  geliştirebileceğime inanıyorom.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

TIP DR'U AYÇA ŞEN'E SORULARINIZI SORUN


Yazın duyulan boşluk hissi, çok daha dolu yaşanıyor.
Bu  mevsimde, yaşadığın yazların sayılı olduğunu -yaşadığın tüm yılların çok fena sayılı olduğunu- her defasında daha daha yakından anlıyorsun.
Yazın görülen halsizlik hissi, işte bunun sonucudur.
Bunun dışında çeşitli barsak problemleri yaşanabilir.

Barsaklarımız, boşaltım sistemimizin en mühim bir kaç organımızın en uzunudur. Çok uzundur. O kadar uzundur ki, insanın bazen siniri bile bozulabilir. Yani o kadar uzun boru vücudumuzun içinde ve vücudumuzun içinde de bunca bok neden o kadar vakit kaybediyor, aman kaybediyor demişim, neden o kadar vakit geçiriyor diye insan paniğe bile kapılabilir. İstese kapılır yani. Neden, kapılamaz mı? Bence panik atak namerdi her an her saçma şey için paniğe kapılabilir.
Anne karnında bile panik ataktan dolayı erken doğumlar olduğuna inanıyorum.
Offff, şu anda evdeki ışık öyle bir güzelleşti ki, insanın bir an önce yaşlanıp camdan bakası geliyor. Ha, diyceksiniz ki, şimdi bakamaz mıyız.
Tabii ki bakarsınız fakat yaşlılıktaki gibi sabırla bakamazsınız. Bir iki dakikadan sonra götünüz kaşınmaya başlar. Yanlış anlamayın, soyut olarak terbiyesizlikten kaşınmaz. Gerçekten araya don girer mon girer, o şekilde ya da ne bileyim, camdan baktığınızı bir süre sorna unutup içeri gidebilirsinz. Fakat yaşlanınca o sandalyeden kalkmaya haliniz olmayacağı için mal gibi bütün gün camdan bakabilir, o güzelim ışığın giriş-gelişme-sonuç bölümlerini tamamıyla izleyebilirsiniz.
Her yaşın ayrı bir güzelliği var.
http://www.youtube.com/watch?v=lToSHc9qNB8
bu güzel türkçe sözlü hafif kadından aman kadın demişim, türkçe sözlü hafif müzikten sonra sizlerle bambaşka bir sağlık problemimizi anlatacağım.
Fakat içime biraz hüzün doldu. Bu sanırım gaz da olabilir.
Çünkü çok özür dileyerek, bazen kalbimde mesela bazı hisler oluyor, bunu sanatsal ilhamlar sanıyorum, bazı bunaltılar geliyor, camdan bakıyorum, bir iki martı havalanıyor damdan, iki kedi çöp tenekesine zıplıyor, mongol çocuğunu gezdiren garip bahtlı kadın sokakta yürüyor gülümseyerek, içim coşkuyla doldu sanıp tam üretim aşamasına geçeceğimi sanıyorum, o da nesi, zart diye geyiriyorum. Yemin ederim geyiriyorum. Terbiyesizlik etmeyin. Henüz ükemiz bir kadın tarafından osurulmaya hazır değil. Hele ki hanımefendi bir hanımefendi tarafından henüz atmosferimizin metan gazına şeysi yok. Buyüzden bu sanatsal kaygularımızn geyirik gazından kaynakladığını üzülerek belirtmek isterim.
Sağlık köşemiz acı gerçeklerle devam edecek.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

MALTA DA SİCİLYA DOSTUM VAR, ÇALKALA YAVRUM ÇALKALA


Bin tane şifre ile dolu kafamın içi. Üstelik bu şifrelerin hepsini de her seferinde unutuyorum. Mesela cimal için ayrı, yahu için ayrı, telefon için ayrı, kredi kartı için ayrı, atm kartı için ayrı, internet bankacılığı için ayrı. Oof bee!
Ama mesela benim 4-5 tane ayrı şifrem var, onların biri mutlaka tutuyor, sabırla deniyorum yani.
Her neyse, Da Vinci şifresi değil neticede, fazla vaktinizi almayacağım.
İşte bütün bu şifre kalabalığından, şifrelerin içindeki kargacık burgacık değerler zırvalığından kafayı sıyırmmak ve bir süreliğine gerçeklerden kaçmak, daha doğrusu gerçek kıldığımız saçmalıklardan uzaklaşmak için (yazının tam burasında havanın rengi bir anda döndü. Hafiften karardı gibi oldu ve benim de içime sevinç doldu. Ne bileyim, hava kararıyor gibi olunca çok mutlu oluyorum. Sanki birlikte ölecekmişiz gibi geliyor, tem başıma ölmeyecekmişim gibi oluyor.)
Ayrıca yazının tam burasında ikide bir yukarı sütunda aptal bir yazı "Uyarıyı yok say" deyip duruyor. O zaman neden uyarıyon gerizekalı teknoloji.
Biz kafa dinlemek için işte, erken rezervasyon ile önce Malta'ya (gidiş-dönüş 99 yuro) gidip, oradan da sicilya'ya geçtik.
Bendeniz yapı itibarıyle eğlenmekten, dinlenmekten, mutlu olmaktan son derece kaçınan bir insanımdır. Dolayısıyla "Hiç de güzel diilmiş" diyen iç sesimi de yanıma katarak, bir daha belki de gitmeyecek olduğum bu diyarları, eniştenizin götümüze motor takmış gibi koşturmacalı gezi anlayışıyla, oflaya puflaya gezdim.
Ama ben çocukken de böyleydim. Etrafıdakilere hayatı zindan etmeyi çok severdim. Mesela ben çocukken Tamek meyve sularından vişneliden başka meyve suyu sevmezdim, bir de normal kola severdim fakat aile ile şehirler arası gezmeye çıkınca Tamek meyve suyu olmazdı da mesela Zeynel meyve suyu olurdu. Bir de RC kola belası vardı bu yöresel yerlerde. (Okunuşu 'Ar Si kola')
Ben bunları görünce sinirden deliye dönerdim. Kapris üstüne kapris yapardım, kapris üstüne kapris yapardım ve en sonunda annem çileden çıkar ve saçlarını yolmaya başlardı. Bense üzerimdeki bet enerjiyi aile bireylerime aktarınca rahat ederdim.
ve işte bu karakter yapımın büyümüş haliyle Malta ve Sicilya'da neler yaptığımı merak ediyorsanız, siz de adam değilmişsiniz.
Fakat şu anda olmasa bile hiç değilse önümüzdeki günlerde bu gezi izlenimlerini yazacağımızın sinyallerini verelim.
Bundan sonraki yazılarımızı fotoğraflarla devam ettireceğimi de sözlerime eklemek istiyorum.
Sişiilya (Sicilyalılar ç diyemiyor, ş diyor. Mesela vicino (yakın) viçiino diye okunuyor fakat onlar vişiino diyor. Bir de çok ayılar ya. Yani yanlarında ben bile prenses diyana kaçtım. (Beni arkadaş olarak tanıyanlar bilir)
Ama buna da daha sonra değineceğim.