29 Nisan 2012 Pazar

UÇAK VE LEYLEK SORDULAR SENİ



Şu anda yurt dışında olmak isterdim.
Evet evet yanlış duymadınız, şu anda yurt içinde olmak istemezdim.
Yine de bu isteğimi insanlardan saklıyorum çünkü hemen çok sinirlenip "ya sev ya terk et" diyorlar. Bu da beni üzüyor. Aslında daha çok sinirlendiriyor ama bunu diyen insanlar fanatik olduğu için bacağınızı acıtacak tekmeler atabiliyor oldukları için gaza getirmemeye çalışarak üzüyor diyorum.  Yoksa aslında sinirlendiriyor. Ama dediğim gibi üzüyormuş gibi yapıyorum. Bu üzüyormuş gibi yapmak da sinirimi bozuyor aslında ve daha da fazla sinirleniyorum.
Beni mesela en hüzünlendiren şeylerrden biri havada gördüğüm uçaklardır. Nereye gittiğini bilmediğimiz, dikine dikine giden uçaklar gibi yere paralel giden leylekler de çok üzüyor beni. Ama şu anda uçaklar mı yoksa leylekler mi daha çok hüzünlendiriyor, karar veremedim.
Sanırım bir sonraki yazımız, leyleklerle uçaklar arasındaki hüzün farkı üzerine olacak.
Şimdiden müjdemi isterim.

26 Nisan 2012 Perşembe

BUNLAR OLSUN HAYATIMDA



Bugünkü konumuz hayatı şık yaşayan insanlar.
Bir süredir tesadüfen gezdiğim bloglara bakıyorum, kafam karışıyor. Şu şekilde; mesela bir kadın güzel bir çay bardağı seti resmi koymuş bloğuna ve diyor ki "bilmem ne mağazasından bu bilmem kim imzalı çay bardaklarını aldım, çay içmek artık çok daha keyifli" diyor. Yanında da kimyevi madde kullanılmayan toprak tepsiler ile yaptığınız tartlar çocuklarınıza sağlıklı tatlılar sunuyor. Pasta tabaklarına da bayıldım, bunlar da bilmem kim imzalı ve yaptığınız lazanyalardan sonra çocuklarınız için servis yapacağınız çilekli fortlu torf için ideal servis imkanı sunuyor" gibi, yaşam kalitesi çok yüksek anlatımlar.
Bir kere o çay bardaklarını almak nereden aklına gelmiş bu kadının. O mağazaya nasıl gitmiş üşenmeden, o çay bardaklarını almış, tabaklarına karar vermiş, eve götürüp yıkamış, çayı yapıp bir de o tabakları bardakları çıkarıp üst üste koymuş. Bunları ben evde kaybederim ya da kesin yine üşenip eskisini kullanırım ya da evdekiler eskilerini camları çizik ve donuklaşmış olanları çıkarırlar.
Bu blogcular yüzük resimleri de koyup dizaynır işi diyerek anlatıyor da anlatıyorlar.
Bir insan ne alacağına nasıl karar verir, onları gidip bulur, yan yana dizer, eve götürür, kullanır, düzenli olarak da ara ara kullanmaya devam eder.
Ben bir kez kullansam ikinci kereyi unuturum.
Bir tek bloglar değil, giyim mağazalarında da aynı şey geçerli, her şey askılarda, birbirine uyumlu kıyafetler; ben eve getirir getirmez ikinci giyişten sonra yer bezi gibi oluyor. Evde bulmam da çok zor oluyor. Yığınlar halinde duran tişörtlerim o karmaşık ve gecekondu gardrobun içinde bir kayboldu mu, bir daha izine üç sene sonra rastlıyorum. Ama hiç bir zaman mağazada durduğu gibi durmuyor.
Hayatı düzenli ve şık yaşamak istiyorum. Takımlar düzmek istiyorum, üstüste komak istiyorum, renkler olsun, şıklıklar olsun, gidip alayım, evde servis denen şeyi yapayım, tartlar zartlar, toprak kaplar, çaylar, ikramlar.
Bunlar olsun hayatımda.

23 Nisan 2012 Pazartesi


Bir anne olarak 23 Nisan günü çocuğumu pijamalarını çıkarıp üstünü giyinmesi konusunda tehditlerle odasına yolladım ve ben de yanlışlıkla açık kalan kanaldan pasta yapımı tariflerini seyrediyorum. Kalkıp değiştirmeye üşendiğim için evde pasta yapmaya meyyal, ilgili anne sanılıyorum.
Ayaklarımı da koltuğun minderlerini aşağıya indirip onların üstüne koydum (ellerimi kullanmadan sadece ayaklarımla) ki, kan deveranı olsun, huzurum artıp olaylara olan feveranım azalsın.
Bu korkunç espri kuşağından aile üyelerinin minimumda etkilenmesi için birazdan mutfağa gidip büyük bir bardak su içmeyi planlıyorum. Hem vücuttaki toksik atıkların atılımının hızlanması hem de ferahlamak amacıyla.
Memo 243 Nisan'da (uzay çağında da bu ulvi bayram devam edecek fakat ışık yılları filan derken 243 nisana ulaşacaktır) da çocukların çok mutlu olacağını söylüyor.
Öğretmeni okula gelmek istemeyen gelmeyebilir demiş ama bunun palavra olduğunu biliyorum. Bir anne sezgisi diyelim.
Memo şimdi bir gofret aldı onu yiyor fakat benim yapacağım pasta için de heyecanlandığını söyledi. Ona yarı açık gözlerle çok üşenerek "hmm" diyerek gülümsedim. Konuyu uzatıp benden konuşmalı cevaplar bekleyecek diye korkuyorum. Uykum kaçınca çok sinirli oluyorum çünkü.
Sanırım bu kanal zaten pasta ile ilgili değil, otellerle ilgiliymiş. Otel mutfaklarında pişen pastaları göstermişler, şimdi odalara geçtiler.
Şu anda o otelde olmak istiyorum. Oda servisi telepatiyle çalışsın ve kanalı değiştirmeyi ve baby tv'yi açıp kselofoni sesiyle tatlı tatlı uyumak istediğimi anlasın, gelsin kanalı değiştirsin.
Ama çıkarken kapıyı kapatırken de çok sessiz olsun.
Uykum kaçınca çok sinirli oluyorum.
23 nisan kutlu lsun

16 Nisan 2012 Pazartesi

KAPTAN KUZTO

Denizlerin dibini sen öğrettin
Köpek balıklarıyla mücadeleyi gösterdin
Kaptan Kuzto, Katan Kuzto
Denizlerin fatihi...

Kafandaki o güzel kukuletanla
Ve hipermetrop colormatik gözlüklerinle
Kaptan Kusto Aslan Kupto
Gönüllerin dalgıçı...

13 Nisan 2012 Cuma

YANLIŞ TEŞHİS

ben bir tür paranoyağım
anlatması çok zor,
çok karışık
aslında ben de bir tür paranoyağımdır
ne demek ben de bir tür paranoyağım
sen kimsin ki bir tür paranoyaksın
ne demek sen kimsin
asıl sen kimsin

aşk şiiri

ey sevgili...
mavi gözlerinde
kendimi şilep gibi hissediyorum
açık denizlerde
bazen yalnız
yunuslar peşimizde
ve çok zaman bir miyopun gözlerinde
albatroslar
beyaz kıyafetli denizciler
heyecan dolu,
sessiz...
ne ki bizim yükümüz,
bir incir rakısı ile
bir sakız.
şiirin ahengini bozmak istemem ama
belki biraz da pop korn.

9 Nisan 2012 Pazartesi

SÜTLÜ





Bizim Sütlü çok güzel bi kedi
Öyle güzel ki renkleri menkleri,
Boyacı bir arkadaş var
Diyor ki bunun beyazı epoksi beyazı
Seviniyorum, nedense, utanıyorum.

Bulutların üstünde papatya açmış
Kahve benekleri
Kıçında hınzır bir kedi resmi
Kedi üstü kedi, bizim zibidi
Başka da kelime yok, güzel bir kedi

Ben sevginin ne demek olduğunu
Biraz da ondan öğrendim
Yoksa sevmezdim öyle entel entel
Kedilere methiye düzenleri

Bakışıyoruz bazen
İri çekik gözleriyle
İçimde bir yer kayıp gidiyor
Karların üzerinden insanlar dünyasına

Bizim Sütlü güzel olduğu için biraz da moron
Ya da kedilerdeki zeka biraz daha farklı insanlardan
Biz onu eve aldığımızda sokakta parlayan
Ve kendine baktırmasını bilen,
Mermer apartman merdivenlerinden süzülen
Güzel bir kediydi, işleri iyiydi
Mesela diğerlerinden farklıydı
Yemeği miyavıyla değil bakışlarıyla kapardı
İyi ki onu önce ben sevdim
İyi ki onu önce ben sevdim

Aslında yan komşu var geveze garip kadın
Benden önce o sevmiş
Biraz o da  aşık olmuş
“tam tipim bu benim” dedi bir gün sokakta karşılaşmamızda
Benim de tam tipimdi ama
Eve almaya karar verene kadar o kaçırmasın diye
Belli etmedim
Piyasasını yükseltmedim
Fakat gece biraz uykum kaçmıştı
Ya o gece onu kaparsa diye

Ama almadı, hareket dilimden sezip bilmeden,
Belki bir iki sosis fazladan verdi
Sütlü asil kedi, sosis yemezdi öyle yerli yersiz
Fakat kadınınki de gerçek sevgiymiş
Sütlü’yü eve getirdiğim gün o da tören havasında
Çok mutluydu
Sıcak bir ev buldu diye
Sevilecek diye
Onun için mutluydu
Kendi de onun mutluluğuyla mutlanmıştı
Mutlanmak.

Şimdi sütlü biraz kilo aldı ama bana batmıyor
Üstelik beş yaşında ama oyun da oynuyor
Adını öğrendi, seslenince geliyor
Hatta koşuyor.
Eve biri geldiğinde kapıya seğirtip yere yatıyor,
göbeğini geriyor
O elinden geleni yapıyor
Zorlanmadan, sevgiyle
Köpekleşti biraz ama kedi zaten aslında köpektir biraz
Bence esas köpekler kedidir
Kedi kadar iyi bir köpek de yoktur.

Sütlü çok iyi bir köpek
Kedi gibi ama bence bir köpek
Bu yüzden, bana tek kedide hem götündeki kedi resminde
Bir kedi daha ve içindeki köpekte bir de köpek verdiği için
Yani bir kedide üç hayvanı
Ve pek çok duyguyu buluşturduğu için
Önce tanrıya, sonra Sütlü’ye
Ve onu bizden çalmadığı için
Yandaki anormalce kadına
Teşekkür, biraz da çeviri diliyle
Şükranlarımı sunarım.

3 Nisan 2012 Salı

Şeytan insan mı yoksa boynuzları filan var ya, hayvan mı.

Bir kedimiz var bizim, adı da Sütlü. Çok tatlı bir kedi. Fakat moron. Üzülerek söylüyorum bunu. Mesela sabahları bu moronu sokağa salıyoruz sıçsız işesin eve gelsin diye, beni sokakta görüyor, boş boş boş bakıyor. Yahu insan, aman insan demişim kedi bu kadar mı duyarsız olur. Ya bir kıpırdan, ya bir değişim göster. Öylece bir arabanın üstünde oturuyor, miskin miskin yüzüme bakıyor. Nankör dedikleri bu demek ki.
terbiyesiz ya, hayır şimdi aklıma geldi de sinirim bozuldu.
O deyyus sonra eve gelince yüzüme nası bakıyo anlamıyorum ki.
Şeytan diyor hayvan sevgin zedelensin. Neticede şeytan da bir nevi hayvan. Sahi şeytan nedir, insan desen değil, melek desen değil (ateşten şoolmuş melek bir tek o mu acaba bilemedim şimdi) acaba boynuzları da var ya, hayvan olabilir mi, mesela keçi olabilir mi. Şu an bilemiyorum.
Şeytanları hiç sevmem. Onlar çoğul mu mesela onu da bilemiyorum. 
Neyse korktum şimdi adını anmayacağım. eüzübillahimineyşşeytaniracimbismillahirahmanirahim.